Edebiyat • Kitap

Okuduklarım: Seçilay Yıldız – Bayan Minty (Destek)

Seçilay Yıldız’ın ikinci romanı “Bayan Minty”i okudum geçen hafta. Amerika’da; Princeton’da okuyan genç bir kız olan Sera, İstanbul’a gitmeden önce sınıf arkadaşlarıyla konuşurken yanına gideceği; hatta annesinin bile anneannesine “gerçek kızın” diyecek kadar emeği olan anneannesini anlatmaya başlar ve duydukları doğrultusunda ona yeni fikirler verirler. Amerikan bir adamla evlenen anneannesi Mihriban’ın (Sera’nın çocukken türettiği kelime ile Minty); farklı bir kültürden gelen iki insanın hikayesini yazmasını önerirler. Bir yandan Büyükada’da hazırlık vardır. Eşini kaybettikten sonra yalnız olan ve yardımcılarıyla vakit geçiren Mihriban, bu sefer doktor kızı gelmeyecek olsa da torununu göreceği için mutludur. Sera, anneannesine bu süreci anlattırmak için okul için yazacağını söylemeye kararlıdır. Ancak söylediğinde enteresan olan bir hikayesi olmadığını söylese de kız, anneannesini bir şekilde ikna eder. 

1965’in Adana’sı, durumu iyi bir aile. Lise son sınıfa giden Mihriban ve kuzeni Aysun hayaller kurmaktadır, ancak Aysun daha bir hayalleri gerçek yapmanın arzusunda, Mihriban’a göre hayata karşı iştahlı bir noktadadır. Amerikan dergilerine özenirler. Mihriban’ın hayali de üniversite okumaktır, doktor olmaktır. Amerikan üssünün getirdiği insanlar, subay aileleri ile ilişkiler de dönem için önem arz eder. İngilizce öğretmeni Nancy ve ailelerle gittikleri piknikte üç Amerikalı gençle tanışırlar, birisi doktordur ve Nancy, Mihriban’ın da doktor olmak istediğini söyler. İşte John ile böyle tanışmıştır. Sonraki günlerde Aysun gençlerin olduğu bir buluşma ayarlar ve orada da bir muhabbet derken bir gün doktor, Mihriban’a onunla görüşmek istediğini anlattığı bir mektup verir. İçinde büyük bir heyecan uyanır ancak yabancı bir histir. Mihriban gidecektir ancak gelmeyeceğini söylemek için gidecektir. Ancak doktor gittiği zaman en azından bir limonata içecek vakit rica ederken 1 saat geçmiş ve bundan sonraki buluşmanın günü bile belirlenmiştir. Buluşmalar devam eder ona güveni arttıkça kendisini daha çok anlatır ve hatta Nancy hocaya da bu durum anlattığında çok mutlu olur ama öte yandan Aysun hala Adana’ya gelmemiştir. Gelince bu olayı hararetle karşılar mutlu olur ve ancak akıbet, Aysun ve John’un olduğu kuyumcuya çarpan kamyon sonrası ikisinin de ölümü olur. Bu durum uzun süre atlatmayan mihriban, eniştesinin bu açıdan dolayı yurt dışına taşınırken yanlarında mihriban’ı götürmek istemesi karşısında kayıtsız görünse de ailesinin vermiş olduğu evet kararıyla birlikte ABD yolu görünür. Büyük kuzeni Ökkeş üniversiteye, kendisi liseye başlar ancak dersleri iyi olmasına rağmen üniversite, doktorluk hayaline uzaklaşmıştır. Orada Nancy gibi gördüğü Bayan Janet onunla konuşmaya çalışır ve Mihriban ona her şeyi anlatır. Onu yüreklendiren Janet sayesinde doktorluk hayaline ulaşır, kabul alır. Eğitimine devam ederken yengesi artık Adana’ya dönmek ister ancak mihriban hayatına burada devam etmek istemektedir. Tek başına döner, yurtta kalır ve üç kişi gibi devam eder Aysun’un heyecanı ve John’un ağırbaşlılığıyla harmanlar kendini. Çalıştığı hastanede tanıştığı asistanlığın son senesinde olan bir doktor ile arkadaşlığı zamanla bir beraberliğe dönüşür. Önceleri iyi bir arkadaş olurlar, ailesiyle bir arkadaşı olarak tanışır ve sonra doktor evlenme teklif eder. Ancak bir yabancıyla evleneceğini geleneksel yapıdaki ailesine nasıl söyleyecektir? Eniştesinin Adana’ya birlikte birkaç günlüğüne gitmesi yetişir imdadına. Hem eniştesi hem de yanında götürdüğü mektupla öğrenen anne babası şaşkınlığın ardından kabul ederler ve böylece Adana’da evlenirler. Burada Sera’ya düşen ise aşkın belki de uzun yıllar bir yol arkadaşı olunarak devam ettiğini öğrenmesiydi. Dönünce ilk romanı için izni mektup ile anneannesinden alır.  Sera on günlük tatilinde duyduklarıyla anlar ki aslında insan yaşadıklarını anlatmasa bile yaşadıklarından öğrendikleri ile hayatı ve geleceği, sevdiklerini sahiplenir. Bu bakımdan son dönem okuduğum romanlar içerisinde farklı atmosferi günümüzde başarılı bir şekilde oluşturduğunu düşünüyorum.

Etiketler

Emre Siyahoğlu

Her şey müzikle başladıysa da bir yandan sinema meraklısıydı, bir ara edebiyata yöneldi, sonra yine müziğe döndü ve şimdi her üç alanda da yazılarını Bi'Kuble'de paylaşıyor.