Müzik

Her albüm, yeni bir müziksel adım : Hedonutopia – Yakamoz Sandalı…

Kendine özgü müziksel üslubu ile alternatif sahnede başarılı bir ivme yakalayan grupların başında gelen Hedonutopia, iki albümünün yanı sıra, sahne performansıyla da hala isminden söz ettirmekte. 2016 Aralık’ta çıkan ‘Ucube Dizayn’, 2017 Aralık’ında çıkan ‘Yarı Cennet’i takip etti ve üçüncü albüm bu sefer Aralık ayı gelmeden, Kasım’ın son haftasında  Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle dinleyicilerle buluştu : Yakamoz Sandalı…

Yollarına, ilk iki albümde Kerem Feyzi ve Fırat Külçek ile birlikte yer alan Gülden Aybar’sız devam eden grup, bir önceki albümde olduğu gibi bu albümde de Taner Yücel ile bir araya geldi. Yücel, albümü Kaan Düzarat’ın Analog Kültür stüdyosunda analog bir anlayışla beş günde kaydetti ve Chris Sansom’un yaptığı mastering de seslerin net anlaşılmasıyla dikkat çekiyor.

İlk eser ‘Günaydın’ Külçek’in gitarı ve Feyzi’nin synth fonuyla başlayan eserde gitar riffi öne çıkıyor. Davul solo eseri değişken bir yapıya getiriyor. Çift ses vokaller başarılı. Bir önceki albümün sounduna selam çakan bir havaya sahip. Burada biraz da işin müzikalite kısmına öncelik tanıyan Hedonutopia tarzının da oturduğunu görüyoruz. Ardından ‘Sev Beni’ Külçek’in gitarı üzerine elektronik ritmle başlayan eserin ilerleyen kısımlarında Feyzi’nin klavye solosu da yer yer öne çıkıyor ve Külçek’in gitar riffi akılda kalıyor ve vokali ile bütünleşiyor. Özellikle tiz vokallerde eseri canlandıran bir performansa imza atıyor. Sözleriyle de dikkat çeken eserde son kısımda Feyzi’nin klavye solo da başarılı. Sözlerdeki sevgiye esprili yaklaşım ve gönderme de esere güzel bir renk katıyor. Bu bağlamda Hedonutopia denince akla gelen eserlerin içinde olacaktır.

Albüm ‘Bil Ki’ ile devam ediyor. Külçek’in tiz vokalinin gitarı ve Külçek’in klavyesiyle dengelendiği eserde, ‘yakamoz sandalında öldüğümden beri…’ cümlesindeki Yakamoz Sandalı albüme ismini vermiş. Külçek’in geri vokalleri de başarılı. Reverb kullanımı da eserin atmosferini destekliyor. Sözlerdeki lirik yapı da dikkat çekiyor. Ardından ‘İsimsiz’ Feyzi’nin klavye solosuyla açılan eser, epik bir açılışla başlarken davulun ve Külçek’in elektro solosunun girişiyle biraz daha dinamik bir hal alıyor ve elektro solo yer yer öne çıkarak ve basla bütünleşerek esere Rock tınıları katıyor; Külçek’in pek çok Hedonutopia albümünde yer alan kendine özgü geri vokali bu eserde de hakim, ancak dinleyici de tekrar edilen bir şey değil, oturmuş bir üslup olduğunu hissedecektir; eserdeki ton değişimleri dinleyicinin dikkatini canlı kılıyor. Bu bakımdan albümün en deneysel çalışmalarından biri olmuş. Albümden öne çıkan bir diğer eser.

Sırada ‘Efendisiyim’ var. Davul-gitar birlikteliğiyle başlayan ve Feyzi’nin klavyesinin de altyapıyı güçlendirdiği eser, ‘Bilmiyorum Hiç Güvende Miyim?’in yolundan giden bir tarza sahip; bu bağlamda o eseri seven dinleyici kitlesi bu eseri de ayrı bir sevecektir. Ancak eser olarak daha ileriye giden bir üslup hakim. Külçek’in vokallerindeki reverb eserin atmosferini bu eserde de destekliyor. Ardından ‘Chopin’ geliyor. Külçek’in gitarının ritmle uyumuna Feyzi’nin akılda kalıcı klavye solosunun eklenmesiyle başlayan eser, albümü ilk eserlerdeki tempoya geri döndürüyor ve sözlerdeki ironik üslup yine başarılı bir eseri ortaya çıkarmış. 

Son eser ‘Çöl’ Feyzi’nin klavye solosuyla ‘İsimsiz’ tarzı sakin bir açılışla başlayan eserde Feyzi’nin klavye solosu, 1970’lerdeki klavye tınılarını andırıyor. Külçek’in gitarı da ritmle birlikte dahil oluyor. ‘Endiro Vaey, Siraramu Erehe’ sözlerinin geçtiği eserde Hedonutopia’nın sözlerden daha ziyade müziğe odaklanması bu eserde de kendini gösteriyor ve bu bağlamda da beğeni kazanacak bir kapanış eseri oluyor.

Kendi üslubunu oturtmuş bir grup olan Hedonutopia, kendi üsluplarını yeni eserlerle ve yer yer karanlık bir havaya bürünüp belirsizleşen ve dinleyiciyi bu yönüyle de yakalayan yeni tınılarla birlikte ‘bir filmin devamı’ gibi ilerleterek, her albümde yeni bir müziksel adıma imza atıyor.