Röportajlar

Bağımsız Sahne #150: İlk teklisi “Ben Susarım”ı dinleyicilerle buluşturan Aybüke Öztürk ile bir röportaj…

Bağımsız Sahne köşesinin yüz ellinci konuğu, hayatına bir müziksever olarak başlamasının yanı sıra farklı bir sanat dalı olan tiyatro ile metin yazarlığı alanlarını seçmiş ve bu alanda hem akademik eğitimden geliyor hem de çeşitli projelerde başarıyla yer almaya devam ediyor olsa da müzikle bağını koparmadan kendi şarkılarını da yapmaya başlayan, SoundCloud’da çalışmalarını yayınladıktan sonra bu doğrultuda kendi eseri ilk teklisi “Ben Susarım”ı dinleyicilerle buluşturan Aybüke Öztürk oldu. Öztürk ile Bi’Kuble için, müzik yolculuğunu, teklisini, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Öncelikle “Ben Susarım”a kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bu bağlamda tiyatro alanından gelmeniz size müziksel anlamda neler kattı?

-Ben her şeyden önce dinleyici olarak bir müzik bağımlısıyım. Şarkı söyleme bağımlılığım ikincil, şarkı yapma bağımlılığım ise üçüncül olarak ortaya çıktı. Evin üçüncü çocuğu ve tek kızı olarak küçükken çok yalnız vakit geçirdiğim oluyordu. O vakitlerde yapmayı en sevdiğim şey ya Kral TV izlemek ya da abimin Winamp listesinden seçkiler yaparak radyo programcısı rolü yapmaktı. Need For Speed serisinin oyunlarını oynasam bile arkada muhakkak müzik çalardı. Oyun çok kasardı tabii ki… Aldırmazdım çünkü müzik büyüktür diğer tüm eğlenceler. İki yaşındayken favori şarkıcım TV’de çıkınca sırf onun için beşikten kalkıp izleyip kimseye hiçbir şey söylemeden geri yattığım anılar anlatılıyor ailem tarafından… Serdar Ortaç’ın bir programı vardı bir ara. Müzikle ilgili türlü türlü oyunlar oynuyorlardı. O programa katılsam net şampiyon olurum. Öyle bir bağımlılık, öyle bir Kral TV’yi kalbimde yaşatmak… Hala daha, günde iki-üç saat muhakkak kulaklığımla volta atarak vakit geçiririm, dinlediğim türler evrimleşmiş olsa da. Şarkıların sözlerine pek dikkat etmem ama klasik veya TSM gibi karmaşık eserlerinkiler dahil enstrüman partisyonları tek tek ezberimdedir. Müziğe çok iştahlı ve bir o kadar da dikkatli bir kulağım var diyerek özetleyebilirim. Ağzıyla ara nağmeleri yapan tipler vardır ya, hah işte, ben o işi görüyor ve arttırıyorum. Ağzımla 9 dakikalık metal parça bile çalabilirim, sololarıyla beraber. Beynimin yüzde doksanı müzik. Velhasıl insan müziğin bu kadar manyağı olunca duramıyor, kendi de söylüyor bir şeyler. Küçük yaşta ciddi birkaç övgü duyunca, cesaret geldi hep şarkı söyledim. Kulağım çok iyi duyduğu için de hiçbir zaman kendi sesimden tatmin olmadım. Hep daha da iyi söylemek için kasıtlı olarak uzun saatler ve günler boyu pratikler yaptım. Emre Yücelen’in ciddi bir izleyicisiyimdir bu arada. Ancak bunların dışında şan adına bir çalışmam, eğitimim yok. Tiyatro kökenli olmamın en büyük katkısı, müzikal anlamda olmasa da ses üzerine çok çalışma yapmış olmam. Linklater metodu örneğin. İnsanın sesiyle olan duygusal bağını inanılmaz açan, ifade gücünü parıl parıl parlatan bir ekol. Kadir Has Üniversitesi Tiyatro bölümünde okurken Linklater metodu çalıştığımız ders, en sevdiğim ve en verim aldığım dersti. Dönemi AA ile tamamlamıştım zaten. “Ben Susarım” özelinde konuşmasam da, bu metod vokal yeteneklerimi bir birimden on birime çekiyor. Şarkının duygusu dediğimiz şeyi özünden yakalayıp aktarma becerisi kazandırdı bana bence. Bir diğer çok büyük katkısı ise tabii ki söz yazarlığı konusu oldu… Asıl mesleğim olan yazarlığı müziğe dahil edebildiğim için çok mutlu oluyorum. 

Bir tekli yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda Ben Susarım’ın oluşum süreci nasıl gelişti?

-Aslında ben tekliye değil tekli bana karar verdi gibi oldu… Ben birçok şarkı yaptım bugüne kadar. Kimisi dijital stüdyomda çürüyor. Öyle çürüyor ki arada dönüp dinlediğimde “Allah Allah böyle bir şarkım mı varmış, ne ara yapmışım?” gibi sorular sorabiliyorum. Kimisi Soundcloud’ta hala duruyor. Kimisi asla dönüt vermeyen menajerlerin mail kutusunda ağaç oldu…. Böyle bir “şarkı yapıyorum ama bir yere varmıyor” döngüsü içindeyken bir gün can sıkıntısından Soundtrap’te rastgele takıldığım sırada “Ben Susarım”ın altyapısı çıktı. Aşırı sevdim ve üstüne bir şeyler doğaçlamak istedim. Genelde yaptığım gibi bu şarkıda da önce melodiyle beraber bir iki cümle şeklinde çıkış dizelerini buldum. Prozodiyi oturttum. Sonra altyapı arkada çalar ve bana ilham verirken, arada deneye deneye sözleri yazıp tamamladım. Sonra ise elimdeki sözlerle bestenin tamamını oluşturdum. Diğer şarkılardan farkını bilmiyorum ama “Ben bunu kesin yayınlayacağım” hissinin gelme sebebi sanırım kendim de şarkıyı severek dinliyor olmam. Yarım saat art arda dinlemişliğim var. Kararımı o yarım saatin sonunda vermiştim zaten. “Galiba iyi bir şarkı yaptım” diyerek. 

Ben Susarım ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

-Sözlerini çok seviyorlar. Duygusal olarak en çok bağı sözlerle kurdu insanlar. Özellikle nakarat dizeleriyle çok özdeşleştiler. Ben de ‘Ben Susarım’ın sözlerini çok seviyorum ve benim de favori kısmım nakarat. Ancak “sesin ne kadar güzel” tepkisine biraz şaşırıyorum açıkçası çünkü tek seferde kaydettiğim, oldukça kusurlu bir icra. Tizlerde kontrolü bir tık kaybediyorum mesela. Ancak, öyle dinamik altyapıya böyle agresif vokal lazım diyerek, başka kayıtlarda aynı duyguyu da yakalayamadığımdan, yakalamak içinse gereken ses yalıtımlı ve konforlu alana ev şartlarında ulaşamadığımdan, o tek seferlik kusurlu kaydın kalmasını istedim. Çok dikkatli dinlerseniz şarkıda köpek havlaması bile var… Ama kimse bunlara takılmadı. Özü koruma niyetimi gerçekleştirebilmişim demek ki bi şekilde. Dinleyicilerimin yarısından fazlasının şarkıyı birden fazla kere dinlediği istatistiğini alıyorum. Şarkıyı yarım saat döngüde dinleme konusunda yalnız olmadığıma dair de bir his var içimde…

Müziğinizin düzenlemesini kendiniz üstleniyor ve müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturuyorsunuz. Müziğinizin düzenlemesini kendiniz üstlenmek ve müziğiniz bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturmak size müziğinizi sunmak adına özgür bir alan sağlıyor mu?

-Yüzde yüz. Kendi çalıp kendi söylemek deyiminin somut hali resmen. Mükemmel bir şey. Zaman derdi yok, finansman derdi yok, revizyon derdi yok, ticari kaygı yok, tek eleştirmenin kendinsin… Tamamen ne yapmak istiyorsam onu yapıyor, nasıl sunmak istiyorsam öyle sunuyorum. Benim için cennet bu. Fakat büyük bir “ama” var. Ama… Şarkımı duyurmak için elimde ufacık bir gücüm var ve bu ulaşmak istediğimin binde biri bile değil. Yapım şirketleri bu sebeple devreye giriyor bence birçok sanatçı için. Yoksa herkes daha “bağımsız” olmayı tercih eder diye düşünüyorum. 

Kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

-Edebi, asi, melankolik. 

Ben Susarım’dan sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?

-Evet. Birçok enstrümana bulaşmışlığım var. O konuda kendimi geliştirmek istiyorum. Çünkü altyapıyı dijital üretmek beni sahtekar gibi hissettiriyor. Yapay zekanın önünü alamadığımız yükselişi ile hele… İyice hırs yaptım. Bundan sonrası için şarkılarımda daha da analog bir altyapı hayal ediyorum. Belki profesyonel bir ekiple stüdyoya girme şansım olur. O zaman bas gitar kaydına da kendim girmek istiyorum. Böyle bir hayalim var. Bu hayalim olsa da olmasa da tamamını kendi kendime ürettiğim şarkılar yapmaya devam ederim herhalde. Hayattaki en sevdiğim uğraşlarımdan biri çünkü. Birkaç parçamı daha çok seviyorum. İlk adım olarak onları düzenlemeyi ve yayına hazır hale getirmeyi düşünüyorum, ve tabii ki Kral TV’yi sonsuza kadar kalbimde yaşatmayı…

Aybüke Öztürk’e bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Ben Susarım”ı tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.