Bağımsız Sahne köşesinin yüz elli birinci konuğu, annesi Tülay Özer ve babası Ahmet Kadri Rizeli bağlamında müzisyen bir aileden gelerek çocuk yaştan beri müziğin içinde olup sonradan farklı bir eğitim alanında; Felsefe alanında ilerlese de yine de hayatının belli bir bölümünde müziğin eğitiminden gelen bir isim olan, ilerleyen zamanlarda teyzesi Zerrin Özer’in televizyon programında da vokalistlik yapması doğrultusunda izleyicilerin aşina olduğu bir isim olan, şimdi ise annesi Tülay Özer’in sözleri üzerine bestelediği ilk teklisi “Yalnız”ı dinleyicilerle buluşturan Kamran Hakan oldu. Kamran Hakan (Kamran Hakan Rizeli) ile Bi’Kuble için, müzik yolculuğunu, teklisini, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.
Öncelikle “Yalnız”a kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bu bağlamda hem müzisyen bir aileden gelmek, sahne deneyimleri ve konservatuvar eğitimleriniz size müziksel anlamda neler kattı?
-Müzikle ilişkim kendimi bildim bileli vardı. Bunu geriye bakarak söyleyebiliyorum çünkü müzisyen bir aileye doğmak, müziğin hayatınızın merkezinde olmasını kaçınılmaz bir hale getiriyor. Dolayısıyla, “Müziğe şu yaşlarda başladım.” gibi net bir cümle kuramıyorum fakat müzikle bilinçli olarak ilgilenmem, çoğu müzisyen gibi benim de çocukluk yıllarıma dayanıyor diyebilirim. Çocukken, ailem sebebiyle sıklıkla içerisinde bulunduğum kulisler, sahneler, provalar, stüdyolar vs. müzik alanları benim için hayatın içerisindeki sıradan yerlerdi. Büyürken bu benim normalimdi. Lise ve üniversite yıllarında kurduğumuz gruplarla yaptığımız müzikler, performansın bir parçası olarak asıl anlamda sahne ile ilk tanışma zamanlarım oldu ve aslında müzikle ilgilenen herkesin benimle aynı şeyleri tecrübe etmemiş olduğu farkındalığı da o yıllarda oluştu sanırım. 2008 yılında, üniversite mezuniyetimin hemen sonrasında profesyonel müzik hayatım başladı. Her ne kadar o yıllarda profesyonel anlamda çok tecrübesiz olsam da hiçbir zaman yabancılık çektiğimi hissetmedim. Büyük ihtimalle bunun sebebi müzisyen bir aileden gelmenin getirdiği aşinalıktı. Yıllar içerisinde yurt içi ve yurt dışı, büyüklü küçüklü birçok sahne deneyimi edindim. Konservatuvar eğitimim ise aslında bu yıllardan sonraydı. Aynı zamanda Felsefe alanında bir akademisyen olduğum için, her zaman iyi bir akademik eğitimin önemini savundum. Konservatuvara gitme sebebim de buydu. Kendimde eksik gördüğüm teorik ve teknik bilgileri edinmek, hatta sahne pratiği ile edinmiş olabileceğim hatalı uygulamaları düzeltmek için konservatuvar eğitimini de tecrübe etmek istedim. Tüm bunlar, en ufak detaylar bile bana bir şeyler kattı ve halen de katmaya devam ediyor. Daimî bir öğrenciyim…
Sizi çoğu dinleyici teyzeniz Zerrin Özer’in vokali olarak da tanımaya devam ediyor. Bu bağlamda kendisiyle ile sahneyi paylaşıyor olmak sizin için nasıl bir duygu oldu?
-Çok tanınıyor muyum, emin değilim. Böyle bir çabam da olmadı aslında şimdiye kadar. Bundan sonra da yüksek ihtimalle yaptığım işlerin yayılmasını sağlayabilmek için amaca yönelik bir tanınırlık ile yetinmeyi tercih edeceğimi sanıyorum. Bu tercihim bir yana, tabii ki Zerrin Özer gibi dev bir sanatçının yıllardır vokalisti olmak zaten belli bir tanınırlığı beraberinde getiriyor. Bu bakımdan çok şanslı olduğumun farkındayım. Yıllar içerisinde, bir orkestra üyesi olarak önemli katkılar sağladığıma da eminim fakat yeğeni olmasaydım, en başta kendisine vokalistlik yapma şansını bulabilir miydim? Bilmiyorum. Çünkü müzikal anlamda Zerrin Özer’in kendisi ayrı, sahnesi ayrı bir okul ve bu sahne belli bir seviyeye ulaşmış müzisyenlerin bulunabileceği bir yer. Her ne kadar müziğe ve performansa dair ilk gözlemlerim çocukken annemi, babamı, teyzemi ve hatta her biri çok değerli müzisyenler olan halalarımı ve eniştemi izleyerek olduysa da benim için pratik anlamda bir “uygulama alanı” olan Zerrin Özer sahnesi ilk profesyonel yıllarımda bir nevi staj yeri oldu. Zerrin Özer Orkestrası’nda yıllar içerisinde birlikte çalıştığım, her biri alanında üstad sayılacak müzisyenlerden, müziğin teorik ve pratik alanlarında gerek doğrudan gerekse de dolaylı olarak çok şey öğrendim. Her birinin yeri tabii ki ayrı ama Zerrin Özer gibi bir sanatçıyla aynı sahneyi paylaşabiliyor olmak çok büyük bir gurur. Özellikle birlikte canlı olarak bir performans sergilemek ve dinleyicinin geri dönüşünü o anda almak tarifi zor bir mutluluk. Bir yandan da hata yapmamaya ve her zaman daha iyi bir performans sergilemeye dair zorlayıcı bir tarafı da var. Bu tecrübeyi çok değerli kılan şeylerden biri de bu adanmışlık zaten.
Bir tekli yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda anneniz Tülay Özer’in sözlerini yazdığı “Yalnız”ın oluşum süreci nasıl gelişti? Annenizle bir şarkıda buluşuyor olmak sizin için nasıl bir duygu oldu?
-“Yalnız”ı yayınlamak ani gelişen bir durumdu. Kendi projelerimi yayınlamayı uzun zamandır düşünüyordum fakat “Yalnız” ile ilgili tüm süreç oldukça hızlı gelişti. Aslında annemin yıllar önce yazdığı sözlerden bazılarını bestelemeyi uzun zamandır düşünüyordum. Hatta biraz da ona sürpriz yapmak niyetiyle yola çıkmıştım. Öncelikle bir demo hazırlamıştım. Çevremdeki insanlara dinlettiğimde beklediğimden fazla olumlu tepki alınca, ev stüdyomda -hatta yatak odası stüdyosu da diyebiliriz- kayıt ve post-prodüksiyon süreçlerini tamamladım. Aklımda yine de bu şarkıyı yayınlamak yoktu aslında. Fakat şarkıyı bir şekilde dinleyen tanımadığım insanlardan da beğeniler ve “Bunu yayınlayın da dinleyelim!” gibi yorumlar geldiğini öğrenince ben de “Yalnız”ı daha büyük bir kitleye duyurma ihtiyacı hissettim.Annemle daha önceden dolaylı olarak buluştuğum bir şarkı var aslında. Kendisinin ben küçükken, Amerika turnesi sırasında bana yazdığı, 1989 tarihli dördüncü albümüne ismini veren “Özleyiş” isimli bir şarkısı var. Ben de her zaman annemle birlikte bir şarkı yapmak istemiştim. Bunu gerçekleştirmiş olmak ve sonucunu onun da beğendiğini görmek benim için çok anlamlı.
“Yalnız” ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Dediğim gibi beklentimin üzerinde olumlu geri dönüşler geldi. Her zaman iyi bir iş yapmak niyetiyle yola çıkıyorum tabii ki ama bu parçanın sözleri hariç tüm süreci benim elimden, odamdaki bilgisayardan çıktı. Yani profesyonel bir prodüksiyon süreci olmadı. Dolayısıyla kısıtlı imkanlarla yapılmış, aile içi bir hediye olmaya yönelik yapılmış bir şarkı. Sanıyorum olumlu geri dönüşler de bu yüzden. Şarkının yapılma amacındaki samimiyet insanlara geçti diye düşünüyorum. Tam da buna benzer cümlelerle geri dönüşler aldım çünkü.Tabii ki en başta şarkı sözlerinin gerçekliği, sadeliği ve hissettirdiği ortak duygular bu geri dönüşlere sebep oldu. Bu da tamamen annemin başarısı.
Müziğinizin düzenlemesini kendiniz üstleniyor ve müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturuyorsunuz. Müziğinizin düzenlemesini kendiniz üstlenmek ve müziğiniz bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturmak size müziğinizi sunmak adına özgür bir alan sağlıyor mu?
-Kesinlikle sağlıyor. En başta, tamamen kendi müzikal anlayışınızı ortaya koymanızı sağlıyor. Sunmak istediğiniz müziği bir engele takılmadan sunabiliyorsunuz. Bunu, yapılan parçaların müzikal olarak ya da ticari olarak yeterliliklerinden bağımsız olarak söylüyorum. Yani kendi “sanat” anlayışınızı ortaya koymak istiyorsanız bunu yapabiliyorsunuz, “kültür endüstrisine” hizmet eden bir iş ortaya koymak istiyorsanız bunu da yapabiliyorsunuz. Bu anlamda bir özgürlüğünüz bulunuyor. Fakat iki durumda da ortaya koyduğunuz eserin müzikalitesi, müzik teorisi, müzik teknolojisi ve müzik felsefesinden o kadar da bağımsız değil; olmamalıdır da bence.
“Yalnız” bağlamında bundan sonra yapmak istediğiniz çalışmaları da göz önünde bulundurarak yapmak istediğiniz müziği nasıl tanımlarsınız?
-Doğrusunu söylemek gerekirse “Yalnız” için tam olarak benim tarzımda bir şarkı diyemem. İçerisinde hafif alaturka öğeler barındıran, Türk Müziği nağmelerinin çok tadında kullanıldığı bir şarkı. Böyle bestelememin ve seslendirmemin nedeni de şarkı sözlerinin bunu gerektirdiğini düşünmem. Genetik olarak Türk Sanat Müziği’ne olan kulak yatkınlığının da bir etkisi olmuştur mutlaka ama temelde şarkının ruhunun en iyi bu tarzda ortaya çıkacağını düşündüğüm için bu şekilde düzenledim. Örnekse düzenleme aşamasında ilk aklıma gelen, Türk Sanat Müziği icralarında kullanılan “sol klarnet”in ana melodiyi çalmasıydı. Önemli olan bir şeyleri zorlamaktan ziyade, parçanın potansiyelini ortaya çıkarmaya hizmet etmek.Buna benzer tarzda başka çalışmalarım da olacağına eminim ama benim gönlümde yatan müzik türünü söylemem gerekirse, doğru ve güçlü bir armonik yapıyla bestelenmiş Rock ya da Pop/Rock diyebilirim. Yine de şunu eklemeliyim ki, müziğini bağımsız olarak üreten bir müzisyen olarak zaten her zaman yapmak istediğim müziği yapıyorum.
“Yalnız”dan sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?
-Evet var. Planladığım çok fazla şey olduğunu söyleyebilirim. Umarım aklımdakileri gerçekleştiririm. Eğer sizi merak ettirebildiysem, takipte kalmanızı tavsiye ederim!
Kamran Hakan’a bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Yalnız”ı tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.












Yorum Ekle