Bağımsız Sahne köşesinin yüz elli yedinci konuğu müziğin eğitiminden gelen ve kendi şarkılarını yapmaya başladığı müzik yolculuğunda pek çok akustik tınılı tekliyi geride bırakan, en son ilk albümü “Benim Hüzünlü Hikayem”i dinleyicilerle buluşturan Serap Yılmaz oldu. Yılmaz ile Bi’Kuble için, müzik yolculuğunu, albümünü, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Öncelikle “Okyanus”a kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bu bağlamda müzik öğretmenliği eğitiminiz size müziksel anlamda neler kattı?
-Şarkı söylemeye, annemin anlattığına göre 3-4 yaşlarımda başlamışım. Evimizde müziğin hep var olması, ablamın bağlamasıyla türküler çalıp söylemesi ve şiirler yazması, annemin şarkı söylemeyi çok sevmesi… Bunların hepsi beni çok erken yaşta besleyen bir atmosferdi. Çocukluğumda eve Windows 98’in girmesiyle yabancı müziklerle tanışmam da ufkumu genişletti. Liseye geldiğimde ise kendi kendime gitar çalmayı ve şiir yazmayı öğrenmiştim. İlk şarkılarımı 12 yaşımda yazdım. Üniversiteye gelene kadar, bir şey yapacaksam bunun mutlaka müzikle ilgili olması gerektiğini biliyordum. Kendi şarkılarımı teorik olarak yazabilme isteğim ve öğretmeyi sevdiğimi fark etmem ile bu duygularım beni müzik öğretmenliğine yönlendirdi. Bölümümü üçüncülükle bitirdim ve okul yıllarım boyunca birçok grupla, toplulukla sahne aldım. Eğitimim beni her anlamda geliştirdi ama tek tek söylemem gerekirse: teoriyi uygulayabilmek, disiplinli çalışma alışkanlığı kazanmak, müzikte çeşitliliği fark etmek, hem sahne hem de eğitim alanında çok yönlü ilerlemek Öğretmenlik yaptığım beş yıl boyunca her kademeden öğrencilerle çalıştım; koro yönetimi, etkinlik planlama ve gösteri düzenleme konusunda ciddi tecrübeler edindim.
Bir tekli yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda ilk tekliniz “Ben Yine Eve Dönüp Aşkıma Ağlayacağım”ın oluşum süreci nasıl gelişti? Ben Yine Eve Dönüp Aşkıma Ağlayacağım ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Başlangıçta telif süreçlerini bilmediğim için çekincelerim vardı. Deneyim kazandıkça paylaşma isteğim ağır bastı ve ilk teklimi BYEDAA’yı yayınladım. Ayrılık sonrası eve dönerken bu cümle zihnimde dönüp duruyordu. Telefona not aldığımı hatırlıyorum. Mutfağımda sözleri işlemeye başladım ve o dönem sürekli dinlediğim Lilac Wine beni çok etkiliyordu. Sözlerimin devamı bu şarkının büyüsüne kapıldığımda geldi. Blues’un o mavi ve ağır hüznü, şarkımın girişindeki cümlem için bir alan yaratmıştı. Giriş melodisini bulur bulmaz birkaç kez çalıp kaydedip sakladım. Ayrıca Erkin Koray’ın “Dün gece çok ağladım aradım bulamadım, kör olası çöpçüler aşkımı süpürmüşler”ini de anmak istedim ve “Erkin duysa ağlardı, yitip giden aşkımıza” cümlesini ekledim. Eve tek dönmenin herkes için bir sembol oluşu beni çok etkiliyor. Dinleyenlerin de kendilerinden bir parça bulduğunu görmek iyi hissettiriyor.
İkinci tekliniz “Okyanus”un oluşum süreci nasıl gelişti? Okyanus ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Okyanus, ilk önce yoğun bir aşk duygusu hissettiğimde gelen bir şiirdi. Melodisi zihnimde belirdiği anda gitarıma sarıldım ve kaydettim. Dinleyiciler bu şarkıda “Bahar gibi”, “huzurlu hissediyorum”, “içimi yumuşatıyor” gibi yorumlarda bulundular.
Üçüncü tekliniz “Tek Hece”nin oluşum süreci nasıl gelişti? Düzenlemeyi birlikte üstlendiğiniz Fırat Aktav ile yollarınız nasıl kesişti? Tek Hece ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Tek Hece, “Ritmik Yas” adlı romandan bir şiirdir. Yazar, proje ile bana geldiği gün sözlerin melodisini ortaya çıkardım, ardından bir haftalık kayıt ve bir haftalık mix süreciyle şarkıyı tamamladım. Mix’te Kaan Yanartaş ile çalıştım. Fırat ile tanışıklığımız yıllar öncesine dayanıyor. Eserlerini uzun zamandır hayranlıkla dinlerim. Projede yaylıların olmasını istediğimde bunu yapacak kişinin Fırat Aktav olması gerektiğini düşündüm, hemen irtibata geçtim ve Sevgili Fırat, yaylı düzenlemeleri ile şarkının ruhunu güçlendirdi.
Dördüncü tekliniz “Karışık”ın oluşum süreci nasıl gelişti? Düzenlemeyi üstlenen Uğur Yalçın ile yollarınız nasıl kesişti? Karışık ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-“Karışık” ilk olarak gitarla doğduğunda Uğur Eray’a çalıp söyledim. Öğretmenlik yaptığım dönemde kendisi aynı zamanda öğrencimdi ve yeteneğine yakından tanıktım. Düzenlemeleri üstlendi, birlikte kayıtlar aldık. Popüler bir sound olmasını istedik. Benim için deneyimlediğim yeni bir tarzdı. Mix ve mastering çalışmasını Kaan Yanartaş üstlendi. Şarkımız özellikle genç kitlede karşılık buldu.
Bir albüm yapmaya nasıl karar verdiniz? Bu doğrultuda albümün ilk teklisi, “Söndüremez Ateşi Artık Suyun”un oluşum süreci nasıl gelişti? Prodüktörlüğü üstlenen Altuğ Coşkun ile yollarınız nasıl kesişti? Söndüremez Ateşi Artık Suyun ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Albüm tasarımımı 3 yıl önce hazırlamıştım. Kendi kayıtlarımı özgürce alabileceğim bir stüdyo kurmadan bu albümü yapmak istemedim. 2024’te öğretmenliğe ara verince kendimi tamamen eve kapatıp kayıt sürecine başladım. Altuğ Coşkun ile beni yıllar önce müzik bir araya getirdi. Albüme başlamaya karar verdiğim anda ilk aradığım kişidir. Tecrübesi, bilgisi, vizyonu ve desteği ile bu süreçte en büyük rehberim oldu ve olmaya da devam ediyor. Söndüremez Ateşi Artık Suyun, içimdeki ateşin artık bastırılacak değil de var olacak bir güce dönüştüğünü fark ettiğim anda doğdu. Önce sözler oluştu sonra besteledim, vokallerinin büyülü hissettirmesini istedim ve dönütler de bu büyülü duyguya yönelik oldu.
Albümün son teklisi outro “İnsanlar”ın oluşum süreci nasıl gelişti? Albümü bekleyen dinleyiciler tarafından “İnsanlar” ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-İnsan olmak zaman zaman bana fazla gelen bir gerçeklik. Doğanın bir parçası olmayı bir kuş ya da bir ağaç kadar sade ve dürüst yaşamayı dilediğim dönemler oluyor. Çünkü karşılaştığım insanların içindeki hesaplar, çıkarlar, maskeleri, uzun yıllar boyunca beni çok yordu. Bu yorgunluk içimde bir bıkkınlığa, bir kırgınlığa dönüştü. Bu nedenle sanatsal üretimimle birlikte daha seçici olduğum bir döneme girdim. İçimde biriken bıkkınlığı, kırgınlığı ve artık aynı tip insanların hayatıma girmesine izin vermeme kararımı anlatmak istedim ve albümün son şarkısı da bu sürecin bir tür kapanış sayfası gibi oldu. Dinleyiciler de kendi hayatlarındaki benzer kırılmalarla bağ kurduğunu söyledi. “Büyük Ev Ablukada tadı var” diyenler oldu. Hepsi hoş dönütlerdi.
İlk albümünüz “Benim Hüzünlü Hikayem’in genel oluşum süreci nasıl gelişti? Bu bağlamda daha önce yayınlanan şarkılarınızın yeni versiyonlarını yapma fikri nasıl gelişti?
-Albümü 2022’de planladım. Şarkılarımın ilk hallerini tablet ve telefondan kaydettiğim için içimde hep daha iyi versiyonlarını yapmak arzum zaten vardı. Şarkılarımı bir dosyada topladım ve kendi stüdyomu kurana kadar bekledim. Ekonomik koşullar ve yaşadığım ilişkiler, hayatımı ve süreci zorlaştırsa da geri adım atmadım. 2024’te stüdyomu kurduktan sonra kayıtlara başladım şarkılarıma duygularını ve doğallığını bozmadan yeni soluklar vermek beni zaman zaman eski duyguların içine çekse de yolculuğumun içinden daha olgun ve daha güçlü çıktığıma inanıyorum.
Düzenlemelerde size eşlik eden Utku Enis Küçüksiler ve Talha Can Karakaş ile yollarınız nasıl kesişti?
-Berkay’ın aracılığıyla, vokal kayıtları sürecinde tanıştım. Tamamen bir tesadüftü ama benim için çok kıymetli bir karşılaşmaydı. O dönem hem Rewind işbirliği hem de Utku ve Talha’yla yollarımın kesişmesi, sürecin en güzel kazanımlarından biriydi. Şarkılarıma hem modern hem de güçlü bir karakter kattılar. Aranjelerde de her an birlikteydik, değişiklikler olsun eklemeler-çıkarmalar olsun emekleri büyük ve birlikte zor bir süreci omuz omuza yürüttük. Yol arkadaşlığını çok önemsiyorum, iyi ki diyorum.
Albüme özel yeni şarkıların oluşum süreci nasıl gelişti?
-Önce şarkılar oluştu, ardından albüm fikri netleşti. Yalnızca “Denize Ağıt” yeni gibi oldu, başlangıçta sadece ana melodiyi yürüten bir klasik gitar kaydıydı, üzerinde çalışınca diğer enstrümanları ekledim, geliştirdim ve depresif bir akışı olmaya başladı ve Utku’yla mix sürecinde şiirlerimi de katmaya karar verdik. Böylece Benim Hüzünlü Hikayem’i ve beni tanımlayan bir manifestoya dönüştü.
Benim Hüzünlü Hikayem albümünüz ile ilgili nasıl geri dönüş aldınız?
-Albümle ilgili geri dönüşler çok içtendi. Dinleyenler, çalışmamın bir konsept üzerine kurulu olduğunu ve genel olarak albümün temasına hizmet ettiğini hissettiklerini söylüyorlar. Doğrusu samimiyetimin fark edilmesi beni çok mutlu ediyor ve yaptığım şeyin gerçekten karşıya geçtiğini daha net hissettiriyor. Bu süreçte yeni bir dinleyici kitlesine de ulaşmak inanılmaz mutlu etti beni. Ayrıca 2018 sürecinde beni yakından tanıyanlar da şarkılarımda kendi hikâyelerini bulduklarını ve birlikte geçirdiğimiz dönemleri hissettiklerini söylediler. Yaşadığım ve yarattığım sürecin takdir edilmesi, yeni besteler üretmek ve dinleyicilere sunmak için bana güç veriyor.
Albüm sürecinde bir de Berkay Karabağ ile “REWIND”ı kaydettiniz. Berkay Karabağ ile yollarınız nasıl kesişti, şarkının oluşum süreci nasıl gelişti ve şarkı ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Sevgili Berkay, “Rewind” için vokal arayışındayken bana ulaştı. Müziğini ilk duyduğum anda vokal melodisi oluştu ve hemen çalışmaya başladık. Kayıt süreci çok keyifli geçti; Berkay’ın enerjisi ve şarkının ruhu da o dönem sürecime çok uyuyordu. Sonrasında 2025 FRNDZZ müzik yarışmasına katıldık ve prodüksiyon dalında birinci olduk. Bu başarı yapılan işlerin gerçekten bir karşılığı olduğunu hissettirdi. Dinleyicilerden gelen geri dönüşler çok tatlıydı ve Rewind, daha fazla böyle işler yapmamı isteyen bir dinleyici kitlemi de ortaya çıkardı.

Bununla birlikte müziğinizi genellikle bağımsız olarak yayınlıyorsunuz. Bu bağlamda bağımsız bir müzisyen olmak size müzikte yapmak istedikleriniz anlamında özgür bir alan sağlıyor mu?
-Yaratıcılığım sınırlansaydı ya da zorunlu tutulsaydı çok rahatsız hissederdim. Duygu durumumdan, şarkılarımın nasıl duyulacağından ve bunun nasıl paylaşılacağına kadar olan süreçte bağımsız olmak, şarkımın doğuşundan itibaren her aşamasında yer almak bir özgürlük ve özgünlük sağlıyor.
Kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?
-Müziğim, sesimle ve sözümle duygularımı en rahat ifade edebildiğim yer oldu hep. Samimiyet benim için bir zorunluluk gibiydi tarzdan öte. İlk şarkılarım da zaten içimde birikenlere karşı isyan taşıyordu. Üretmek beni her zaman sakinleştirdi. Yıllarca yaşadığım sahil kasabasının yalnızlığını, rüzgârın sertliğini, içimde taşıdığım hikâyeleri zamanla bir müzik evrenine dönüştürdüm. Müziğim o yüzden deniz kokuyor; içinde tuzun taşıdığı hüzün var, rüzgarın getirdiği asilik… Bir de insanın kendi derinliğine baktığında yüzleşmekten çekindiği o uçsuz bucaksız yalnızlık. Bu bir dönüşüm getiriyor.
Benim Hüzünlü Hikayem’den sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?
-Elbette, albüm sürecinde yeni şarkılar yazdım ve hala yazıyorum. Şu an önceliğim sahne; yarattığım evreni insanlara hissettirmek ve göstermek istiyorum.
Serap Yılmaz’a bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Benim Hüzünlü Hikayem”i tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.












Yorum Ekle