Röportajlar

İlk albümü “For A New Life”ı dinleyicilerle buluşturan müzisyen Yalçın Hasançebi ile bir röportaj…

Fotoğraf : Müge Karamancı

Müziğin içinde yıllar içinde hem sahne önünde hem de sahne arkasında kazandığı tecrübeyi, geçtiğimiz ay Garaj Müzik etiketiyle dinleyicilerle buluşan For A New Life albümüyle dinleyicilere aktaran müzisyen Yalçın Hasançebi ile Bi’Kuble için, albümüne kadar olan müzik yolculuğunu, albümünü ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Uzun yıllardır müziğin içindesiniz. For a New Life’a kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bununla birlikte konservatuvar okumaya nasıl karar verdiniz ve eğitiminiz size müziksel anlamda neler kattı?

Müzik hayatıma Almanya’da çok küçük yaşta piyano çalarak başladım. Çocukken izlediğim bir konserde keytar (gitar gibi omuza asılarak çalınan klavye) çalan bir grup elemanını hatırlıyorum; anneme bana keytar alması için yalvarmıştım. Gitarla 10-11 yaşlarında tanıştım. Almanya’dan Türkiye’ye ailemle tatile gelmiştik ve Ayvalık’ta bir barda akustik gitar çalan top sakallı müzisyeni hatırlıyorum. Onun çelik telli gitarının tınısı beni çok cezbetmişti o gün. Bu sefer de anneme akustik gitar diye yalvarmaya başladım, sağ olsun ilk maaşından bana bir Fender akustik gitar almıştı. Uzun süre tek başıma öğrendim gitarı.

Lise yıllarında rock vs. derken bir metal grubunda çalmaya başladım. O dönemin albümlü 3 metal grubunda gitar çalıyordum ve şehir dışında konserler, turneler vs. yapıyor, EP’ler kaydediyorduk. 2003 yılında grubumla Barışarock konserine çıktık ve benim bestelerimin yanı sıra iki cover (Chris Isaac ve Samuel) çaldık. Bu son metal konserimdi. Klasik müziğe ilgi duymaya başlamıştım, özellikle Bach ve Scarlatti dinliyordum, Almanya’ya klasik gitar okumaya gittim bir süreliğine. 

Döndüğümde Lackawanna adında bir blues big band’ine girdim. Bu grup bana big band deneyimini yaşattı. Beni cazla tanıştıran ilk grup 1994 yılında dinlediğim Cynic adında bir fusion metal grubuydu. Birileri bana bir grubun metal ile cazı birleştirdiğini söylemişti, o kadar heyecanlandım ki, hemen kasetini Akmar pasajında kaset satan birine sipariş ettim. Kasetin gelmesi bir ay sürdü, ama değdi: Dinlediğim müziğe aşık olmuştum. Aynı dönem piyasadaki bazı pop sanatçılarına eşlik etmeye başladım.

For A New Life’ın oluşum süreci nasıl gelişti? 

Bahçeşehir Üniversitesi’nde, Caz Yüksek Lisans Programı’nda master yaparken, öğrenimimin birinci yılında okulda tanıştığım şahane müzisyen arkadaşlarımla bir albüm kaydetme fikri gelişti. Zaman darlığından ve başka bazı baskılardan dolayı albümü bir hafta içinde kaydetmemiz gerekiyordu ve elimde sadece iki beste vardı. Bir hafta içinde hızlıca 4 beste daha yetiştirdim. Bu yüzden albümdeki parçalar birer aranjmandan çok ensemble enerjisi, havası taşır. Kaydı yapan arkadaşım Sarp (İnceiş) bu albüme gerçekten çok mesai harcadı ve eserlerin ambiyasına büyük katkı sağladı. Bir başka önemli renk Şevket (Akıncı) abinin gitar efektleri oldu. Albüme çok farklı etkiler bıraktı.

For A New Life’da kendi alanlarında usta başarılı müzisyenler de size eşlik ediyor. Bu kadronun albüme katılımı nasıl gelişti?

Halil İbrahim (Işık), Gülce (Duru), Şevket (Akıncı) abi, Burak (Cihangirli) ve Cemal (Sönmezkale) ile okuldan tanışıyordum. Neredeyse her günümüz beraber geçiyordu. Aramıza sadece Siney (Yılmaz) dışarıdan katıldı ve müzisyenlerin hepsi parçalara çok enteresan dokular kattılar. Bunun dışında tez hocam Alper Maral albümün ismi için bana fikir veren kişi oldu; ayrıca öyle ya da böyle, albümü muhakkak hayata geçirmemde ısrar etti; böylelikle hem geçmişimle yüzleşebilecek bir vesikam olacak, hem de bir dönemimi kapatıp bir yenisine başlamam için motivasyonum olacaktı. Caz müziğinde en sevdiğim olay bu etkileşim; insanların başka insanlarla bir araya gelip farklı projeler yapması. Bu şekilde yelpazesi çok renkli bir müzik hayatı yaşayabiliyorsunuz.

Garaj Müzik ile yollarınız nasıl kesişti?

-Çok sevdiğim, yakın bir öğrencim Samsun Demir’in akrabası, beni Garaj’a yönlendirdi. Başka bir şirketle görüşmedim açıkçası; ayrıca ilk görüşmemizde anlaştık. Garaj Müzik’tekiler gerçekten çok yardımcı oldular. Kendilerine çok minnettarım.

Fotoğraf : Müge Karamancı

For A New Life ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

-Beni en çok sevindiren şey herkesin farklı bir favori parçası olması. Aynı zamanda hem profesyonel müzisyenler hem de meslekten müzisyen olmayan insanlar tarafından beğenilmesi beni çok mutlu etti. Bazı arkadaşlarım bu albümün bir “gitarist albümü”nden çok bir kompozitör çalışması olduğunu vurguladı. Herhalde “okumanın faydaları”: Bu durum caz yüksek lisansı yaptığım dönemde teoriye ağırlık vermemden kaynaklanıyor olabilir.

Kendi gözünüzden Caz müziğini nasıl tanımlarsınız?

-Caz müzik her 10 senede bir kendini yenileyen ve yenilemesi gereken, birçok müzik tarzını şemsiyeleyen-kucaklayan bir kültürdür. Bugün kafası hala 50 ve 60’larda takılı kalan ve cazın Ellington, Coltrane vs. ile birlikte öldüğünü savunan bir kesim de var. Bu muhafazakâr yaklaşımı caz gibi dinamik ve çoğulcu bir müziğe yakıştıramıyorum.

Günümüzde Türkiye’de Caz müziğine bakış açısını bir müzisyen olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Son dönemlerde caz sertifika programları-kurslar-lisans ve yüksek lisans bölümleri çoğalmaya başladı ve bu çok sevindirici. Kafa karıştıran kısım ise hala İstanbul’un 2-3 caz kulübü ile sınırlı kalması. Öte yandan, diğer şehirlerde bu dahi yok… Caz müziğin yaşayabilmesi için onun icra edilmesi gerekir. Haliyle, öğrenim gören bu gençler maddi getirisi olmadığı ve çok enerji harcattığı için zamanla caz müziğinden soğuyorlar. Diğer yandan bu sadece bize has bir sorun değil: Miles Davis’in, daha 60’ların sonunda kendi ülkesinde de gözlemlediği şeylerden biridir bu. 

Fotoğraf : Müge Karamancı

Günümüzde CD olarak yayınlanan albüm sayısı azalırken ve birçok albüm CD şansı bulamadığı ve dijtalde görülen ilgiye orantılı olarak CD basımı yapılan bir dönemde albümünüz CD olarak da yayınlandı. Albümün CD olarak yayınlanması sizin mi yoksa Garaj Müzik’in isteği miydi? Siz bir dinleyici olarak müziği genellikle hangi kanaldan dinliyorsunuz? (CD, Dijital Platform vs.)

-Elimde somut olarak tutabileceğim bir şey olsun istedim. Bugün nerdeyse bütün caz sanatçıları hala ısrarla CD bazen LP çıkartıyor. Caz müzisyenlerinin bu takıntıları çok anlaşılabilir bir şey. Her şeyin dijital platformda olması çok rahatsızlık verici. Ben 90’larda bir kaseti bulmak için aylarca beklerdim, benim o kasete yükleyeceğim anlamı düşünün. Nesne, bir yandan da üreticisi ile—sanatçı, müzisyen, yapımcı, emekçi… dinleyen arasında bir bağ kuruyor; onun elinden çıkmış bir ürünün hissini, hatırasını pekiştiriyor. Belki biraz da bu yüzden müziği artık eskisi gibi çok içselleştiremiyoruz. 

Bir dönem Rock ve Metal türleriyle de ilgilendiniz. Bu müzik türleri sizin müziksel anlayışınıza neler kattı? Bu konuda da ileride çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz?

-Bana göre yeryüzündeki en başarılı füzyon girişimi caz ve rock’ın füzyonudur. Dokuları bu kadar kaynaşık iki müzik türü bir mucize. İleride metal olmasa bile rock müziği konusunda bazı düşüncelerim ve projelerim var.

Bununla birlikte pek çok sanatçıya sahnede eşlik ettiniz. Bir müzisyen olarak sizi sahnedeki sanatçıya eşlik etmek mi yoksa sahnede önde kendi eserlerinizi seslendirmek mi daha mutlu ediyor? 

-Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki caz ile ilgili çoğu müzisyen piyasadaki pop işlerini ücreti tatminkâr olduğu için tercih ediyor. Pop müziğini küçümsediğim için söylemiyorum; tam tersine, pop müzik caz müziğinden çok daha ciddi bir hazırlık ve prova süreci gerektirebiliyor. Ve biraz da bu yüzden belli bir noktada yol ayrımına geliyorsunuz—eh caz da “yarı zamanlı” yapılacak bir iş değil. Ben bu saatten sonra pop sanatçılarına eşlik edeceğimi, edebileceğimi sanmıyorum. Daha çok kendi çalışmalarıma ağırlık vermeyi düşünüyorum.

Günümüzün müzik endüstrisini, müziğe ilk başladığınız dönemler ile karşılaştırdığınızda nasıl bir sonuca ulaşıyorsunuz? O dönemle bu dönem arasında artılar, eksiler var mı?

-Ben rock yaptığım zamanlar Akmar pasajında 3-4 rock/metal albümü yayınlayan şirket vardı ve çok destek görmedik açıkçası. Albümün tüm masraflarını sizin karşılamanıza rağmen gelen bütün gelirler kendilerine kalıyordu. Şükürler olsun o günler geride kaldı ve herkes sesini duyurabiliyor artık. Şirketlerle anlaşmak daha kolay.

Fotoğraf : Müge Karamancı

For A New Life’dan sonra yapmayı düşündüğünüz yeni çalışmalar var mı?

-Hayatımın 3-4 senesini yurtdışında geçireceğim gibi görünüyor. Moskova’da ve Cenevre’de bazı bağlantılarım var; tanıştığım çok iyi müzisyenlerle bazı projelerimi hayata geçirmeyi düşünüyorum. Yeni bir albüm için çalışmalara başladım ve bu kez parçalarda vokal de olacak. Onun dışında 17 senedir yaptığım eğitmenlik mesleğimi de sürdüreceğim. Ha, bir de Alper (Maral) hocama sözüm var; iki-üç yıl demlendirip, yeniden tarttıktan sonra, tezimden hareketle yazacağım bir fusion kitabı var, umarım onu da iki dilde birden yayınlayacağım. 

Yalçın Hasançebi‘ye bu güzel röportaj için teşekkür ederim. For A New Life‘ı, tüm müzik marketlerde ve dijital platformlarda bulabilirsiniz.