Eylül ayında dinleyicilerle buluşan ilk tekliler arasında dikkatimi çeken bir ilk tekli de, müzik alanında okumasa bile içindeki müzik tutkusuyla hep bir şekilde kendini müziğin içinde bulan ve bu yolculuğu halen eğitimine devam ettiği Roma’da da içinde taşıyan Defne’nin Ananas Records etiketiyle dinleyicilerle buluşan alternatif tınılı kendi eseri ilk teklisi “Keşmekeş” oldu. Defne (Elkoca) ile Bi’Kuble için, müzik yolculuğunu, ilk teklisini, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.
Öncelikle “Keşmekeş”e kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız?
-Müzik yolculuğum, ortaokul yıllarında kendime bir beste defteri edinmemle başladı. Teoman, Ferhat Göçer, Rafet El Roman gibi isimlerden ve onların şarkılarından öyle etkilenmiş olmalıyım ki kendimi onlar gibi şarkı yazmaya çalışırken buldum. Gece aklıma bir beste gelir, beni ayağa kaldırır, defterin başına oturturdu. Melodilerle aram oldum olası iyiydi; söz ve melodiyi birlikte çıkartırdım. Görece tartışmalı bir konu olabilir ama ben hep böyle alıştım, hâlâ da öyleyim. Enstrüman çalmaya uzak yetişmiş olmamdan mı, küçük yaşta kendimi ve ailemi bu konuda yetenekli olduğuma ikna edemeyişimden mi bilinmez, konservatuvar isteğim hâlâ ortaokul beste defterimde bir dilek olarak durur. Yine de görmezden gelinen hayaller insanın peşini bırakmıyor. Lisede okul töreni gösterileri, üniversite yetenek yarışmaları derken kendime şarkı söylemek için hep bir alan buldum. Bahçeşehir Üniversitesi’nde okurken BAU Polifonik Koro’da yer aldım. Şimdi de Roma La Sapienza Üniversitesi’nde Koro MuSa’da şarkı söylüyorum. İstanbul’da çeşitli akademilerde düzenli şan eğitimleri aldım. En son aldığım vokal koçluğu, direkt şarkılarımı teknik olarak daha doğru ve özgüvenli söyleyebilmek içindi. Ancak şarkıları yayınlamadan önce de müziğimi duyup benimseyebilecek bir kitleye ihtiyacım olduğunu biliyordum. Bu sebeple Roma’da çeşitli lokasyonlarda söylediğim cover şarkıların videolarını çekip sosyal medyada yayınladım. Görsel iletişim yüksek lisansı yapan biri olarak görsel ve işitsel işleri bir araya getirmekten büyük zevk alıyorum. Hâlâ içerik üretimime devam ediyorum.
Bir tekli yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda ilk tekliniz “Keşmekeş”in oluşum süreci nasıl gelişti?
-3 yıl önce İtalya’ya taşındıktan sonra ortaokuldan beri yaptığım bestelerin sayısı oldukça arttı; bir nevi kendimi yeniden keşfetme dönemi olarak yorumluyorum. Sık sık varoluşsal sancılar ve iç hesaplaşmalarla ilgili besteler yaptığımı fark ettim. Dönemin getirdiği sürekli kıyas ve kendimi, yaşımın geçmesine rağmen, bir türlü yeterli bulamamam da tuzu biberi olmuştu. İstikrarlı bir şekilde bu konulara değinip yaptığım müziği açıp açıp dinleyip ne anlattığımı anlamaya çalışmak yerine, ilk defa “Bu, benim insanlarla ortak bir noktam olabilir ve yıllardır aidiyet duygumu sorguladığım boşluğu kapatabilir.” düşüncesi çıkageldi. Keşmekeş, Roma’daki okulumun ana kampüsünde 2025’in haziran ayında ortaya çıktı. Tabii ki hayattan çok bunalmıştım, insanlar gülüşüyor, keyifli bir okul günü gibi gözüküyordu ama benim için pek de iyi bir gün değildi. Yine de hava güzeldi ve daha yaz yeni başlıyordu. Buradan hareketle kaygılı sözleri yazarken kafamda reggae altyapısı oluştu. Keşmekeş, görece taslağı en kuvvetli projemdi; bu yüzden stüdyoya götürmesi daha kolaydı, hem de beni iyi yansıtan bir projeydi. Bu yüzden onu hayata geçirmek için çeşitli stüdyo ve müzisyenler aramaya başladım. Uygun bağlantıları bulduktan sonra da şarkıyı kayda almak üzere İstanbul’a gittim. Belki ortaokuldan beri yapmak istediğim şeyi kanlı canlı gerçekleştiriyor olmak rüya gibiydi.
Bununla birlikte düzenlemenizi kendiniz yaptınız, bu durum size yapmak istediğiniz müziği ortaya çıkarmakta özgür bir alan sağlıyor mu?
-Tabii ki sağlıyor. Düzenleme sürecinde müziğin nasıl bir karaktere sahip olmasını istediğimi baştan belirlemek benim için önemli. “Keşmekeş”te reggae temelli, ritmik ama aynı zamanda renkli bir sound yaratmak istedim. Davul, bas, gitar, keyboard ve synth’in yanında özellikle üflemelilerin güçlü bir şekilde öne çıkmasını tercih ettim. Bu şekilde müziğin farklı katmanlarını ve hangi enstrümanların şarkının ruhunu taşıyacağını belirleme konusunda kendime özgür bir alan açmış oluyorum.
Ananas Records ile yollarınız nasıl kesişti?
-2018’de Kadıköy’de kurulan Ananas Records, arkadaşlarımın bağımsız kuruluşu; kendisi de müzisyen olan Ege Aydemir, bir tanıdık vasıtasıyla ulaştığım bir arkadaşım. Bu yıl son albümü “Son”u yayınlar yayınlamaz tanıştık. İkimiz de aileye dahil olmam konusunda çok istekliydik. Tüm dağıtım sürecinde yanımdaydılar ve birlikte yayınladığımız ilk şarkı Keşmekeş, kısa bir zamanda 10 bine ulaştı. Yeni projeler yolda.
Keşmekeş ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Aslında pek beklemediğim şekilde oldukça pozitif geri dönüşler aldım. Beklemediğim diyorum çünkü işin yapım sürecine o kadar odaklanmışım ki beğenilecek mi sorusu bir süreliğine rafa kalkmış. Çoğunlukla dile çok kolay dolandığına ve bir kez dinledikten sonra tekrar dinleme isteği uyandırdığına dair geri dönüşler alıyorum. Bu beni çok mutlu ediyor. Bir başka geri dönüş de aynı hisleri, aynı düşünceleri geçirdiğini söyleyen insanlar. “Yüzüm şişik davul gibi, bundan kime ne?” kısmını içselleştirenler oldu. Galiba en güzeli de bu ortaklık. Söylemiştim, beni değiştirip dönüştüren şey, yaptıklarımı insanlarla paylaşma ve ortaklaşma içgüdüsü oldu. Bu yüzden ekstra kıymetli. Tüm sıkışmış ruhlara, acısa da acısıyla dans etmeyi öğrenmeye çalışan herkese sımsıkı sarılıyorum.
Yönettiğiniz klibin oluşum süreci nasıl gelişti ve klip ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Ben en başından beri Keşmekeş’in bir klibi olması gerektiğine inanıyordum. Sanki söylemek istedikleri çok fazlaydı, duyguyu da veriyordu ama insanlar ilk elden Keşmekeş’in hangi hislerle, hangi sebeple var olduğunu bilmiyorlardı. Bu yüzden kolları sıvadım. Başta herkesin aklına gelebileceği gibi, hoş mimari bir yapının içinde/önünde çekme fikri geldi; ne de olsa Roma’da yaşıyorum. Ancak üzerine uzun uzun düşününce şarkının derdini yansıtmayacağından emin oldum. Bir görsel iletişimci ve Terazi burcu olarak estetiğe fazla önem veren biriyim ama bu sefer dağınık olması için ekstra uğraştım çünkü günün sonunda neyse onu göstermekti niyetim. Lens kiralayacağım ve turistik bölgelerde cirit atacağım parlak fikirlerim rafa kalkınca, asıl senaryo kendiliğinden ortaya çıktı. Başrol bendim, kendimle olan dertlerimi anlatacaktım, o yüzden önce kendimi uzaktan görmem gerek diye düşündüm. O sebeple klibin ilk sahnesi Sezen Aksu’nun “o kadar yandı ki canım, sonunda karşıdan baktım” dizeleriyle örtüşüyor. Akışta benim üretim kaygılarımı, aynı anda birçok şeyi başarmaya çalışırken yaşadığım başarısızlığı ve aslında şarkının da janrasıyla vermek istediği mesajı görüyoruz, kendi hayatıma dair gösterdiğim kısa kesitlerle: acısa da öldürmez. Şaka şaka ama bir yandan da doğru, acılarımız, kaygılarımız her zaman olacak; önemli olan onları taşırken bir yandan dans edebilmek. Geri dönüşler ise vermek istediğim mesajı izleyenlere geçmiş olacak ki oldukça iyiydi. Self-made bir videodan çok, arkasında bir prodüksiyon olduğu düşünülmesi beni gelecekte yapmak istediğim işler için cesaretlendirdi.
Kendi yaptığınız müziği nasıl tanımlarsınız?
-Derin duyguları, çaresizlik ve yalnızlık anlarını hikâye anlatarak somutlaştıran bir müzik derdim. Hepimizden biraz, en çok benden.
Keşmekeş’ten sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?
-Tabii ki var! Bu yolun beni nereye götürdüğünü görmezsem biraz çatlarım. İkinci teklim Belli Belirsiz’i yayınlayacağım, yayınlayabileceğim en kısa sürede. Onun için de çok heyecanlıyım. Yazdığım çok fazla şarkı var; sadece doğru müzisyenlerle doğru bir yolda yürümeleri gerek, tıpkı benim gibi. Okulumu bitirdikten sonra daha aktif olacağım. Belki de ilk defa müzikle aramda bir engel kalmayacak. Çok heyecanlıyım, umarım gelecek hayallerimizin ötesinde olur. Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim.
Defne’ye bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Keşmekeş”i tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.











