Bağımsız Sahne köşesinin yüz kırk altıncı konuğu, müziğin eğitiminden gelen, bir dönem müzik atölyesi de açan ve zaman içinde kendi şarkılarını yapmaya başlayan ve kendi eseri ilk teklisi “Geçmişin Gölgesi”ni dinleyicilerle buluşturan Nuri Kara oldu. Kara ile Bi’Kuble için, müzik yolculuğunu, teklisini, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Öncelikle “Geçmişin Gölgesi”ne kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bu bağlamda akademik anlamda da müziğin eğitiminden gelmek size müziksel anlamda neler kattı?
-Müziğe ilgim küçük yaşlarda başladı. Çok sevdiğim ve halen görüştüğüm müzik öğretmenimin yönlendirmesiyle akademik olarak müzik eğitimime ilk adımımı Güzel Sanatlar Lisesi ile başladım. Lisede çello ve piyano eğitimleri aldım ve üniversiteyle, Müzik Öğretmenliği bölümü ile birlikte de zamanla daha da derin bir bağ kurdum. Eğitim süreci sadece teknik beceriler kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda müziğe nasıl yaklaşmam gerektiğini de öğretti. Beste yaparken armonik yapılar, duygunun melodik akışa nasıl işleneceği gibi konularda daha bilinçli davranabiliyorum. Akademik alt yapım, müziği hem bir ifade biçimi hem de bir yapı olarak okumamı sağladı. “Geçmişin Gölgesi” de bu birikimin duygusal bir yansıması olarak ortaya çıktı.
Bir tekli yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda Geçmişin Gölgesi’nin oluşum süreci nasıl gelişti? Düzenlemeyi üstlenen Mert Şahin ile yollarınız nasıl kesişti?
-Geçmişin Gölgesi” aslında uzun zamandır içimde taşıdığım bir duygunun dışa vurumu oldu. Yazdığım onlarca cümle, melodiler ve anılar bir noktada bir şarkıya dönüşmek istedi. Bir tekli yayınlama fikri de tam bu noktada netleşti: Kendime ait bir hikâyeyi, kendime ait bir dille anlatma ihtiyacı… Mert Şahin ile yollarımız bir ortak arkadaş aracılığıyla kesişti. Şarkının ilk hâlini ona dinlettiğimde yakaladığı duygu, kurduğu altyapı ve düzenlemesi beni çok etkiledi. Tarzlarımızın ve isteklerimizin de ortak olması yağ bal oldu. Hem müzikal olarak hem de insan olarak çok iyi bir uyum yakaladık. Bu uyum da şarkının doğallığına ve samimiyetine yansıdı diye düşünüyorum.
Geçmişin Gölgesi ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Beklediğimden çok daha içten geri dönüşler aldım. Şarkının sözlerinde ya da melodisinde kendini bulan insanlar oldu. “Sanki benim yaşadıklarımı anlatıyorsun, şarkıyı dinlediğimde beni uzun bir yolculuğa çıkarıyor!” diyen çok kişi oldu mesela. Bu benim için en kıymetli şey; çünkü bir şarkının başka birine dokunabilmesi, yalnız olmadığını hissettirebilmesi çok özel. Bazı dinleyiciler, arkadaşlarım yorumlarında hislerini paylaştı, özellikle şarkının duygusu ve samimiyetiyle bağ kurduklarını söylediler. Bu da bana, müziğin en saf haliyle bile birilerine ulaşabildiğini gösterdi.
Klibi yöneten Ulaş Yıldız ile yollarınız nasıl kesişti? Klibin oluşum süreci nasıl gelişti ve klip ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Ulaş Yıldız ile eski iş arkadaşıyız. aramıza zaman, mekan bile girse kaldığımız yerden devam edebilen bir arkadaşlığa sahibiz. Onun yorumları, bakış açısı ve içtenliği benim için çok kıymetli. İlk görüşmemizde şarkının atmosferini çok iyi yakaladı. “Geçmişin Gölgesi”nin taşıdığı duyguyu sade ama çarpıcı bir görsellikle yansıtmak istedik. Çok konuşmadan da çok şey anlatan bir klip olsun diye düşündük ve bu fikir üzerine yoğunlaştık. Çekimler oldukça doğal ve akışındaydı, Ulaş’ın yönetmenliği süreci çok rahat ve yaratıcı kıldı. Kliple ilgili gelen geri dönüşler de genelde “Şarkıyla çok uyumlu” ve “Dokunaklı bir atmosferi var” şeklindeydi. Bazıları sadeliğin verdiği etkiyi özellikle vurguladı. Bu da bizim ne anlatmak istediğimizi doğru yansıttığımızı gösterdi.
Öte yandan müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturuyorsunuz. Müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturmak size müziğinizi sunmak adına özgür bir alan sağlıyor mu?
-Kesinlikle sağlıyor. Bağımsız olmak, yaratım sürecinde tamamen içimden geleni yapabilmemi sağlıyor. Bir şarkının nasıl duyulacağına, nasıl yayınlanacağına ya da ne zaman çıkacağına dair kararları kendim verebiliyorum. Bu da müziğimin kimliğini daha net ortaya koymamı sağlıyor. Tabii ki bağımsız olmanın zorlukları da var; her şeyle birebir ilgilenmek gerekiyor. Ama o emeğin karşılığında gelen özgürlük hissi benim için çok kıymetli. Dinleyiciye aracısız ulaşabilmek, doğrudan bir bağ kurabilmek bana daha samimi geliyor. Bu süreç bana sadece müziğimi değil, kendimi de daha yakından tanıma fırsatı verdi.
Kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?
-Müziğimi duygunun ve sadeliğin ön planda olduğu, içten bir anlatım dili olarak tanımlayabilirim. Fazla süslemeye gerek duymadan, doğrudan hissettirmeyi seviyorum. Melodilerde bazen kırılganlık, bazen durgun bir huzur, bazen de içsel bir çalkantı var. Sözlerde ise yüklemsiz ya da eksiltili ifadelerle duyguyu açık açık söylemeden, gizem yaratmak ve bunu dinleyiciye hissettirmek hoşuma gidiyor. Genel olarak pop çatısı altında ilerlesem de klasik müzikten gelen altyapım, çello ve piyanoyla olan bağım, müziğime farklı bir derinlik katıyor diyebilirim. Bir türden çok bir his yaratmaya çalışıyorum aslında.
Geçmişin Gölgesi’nden sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?
-Uzun zamandır üretmek ve bunu insanlarla paylaşmak istiyordum. “Geçmişin Gölgesi” benim için bir başlangıç noktası oldu. Şimdi yeni hikâyeler, yeni duygular üzerinde çalışıyorum. Daha önce denemediğim farklı tarz ve enstrümanları müziğime dahil etmeyi planlıyorum. Ayrıca, dinleyicimle daha fazla bağ kurabileceğim, belki hikâye anlatımını daha ön planda tutan projeler yapmak istiyorum. Tabii ki her şey zamanla şekillenecek; ama müzik yolculuğumda sürekli gelişmek ve yenilenmek önceliğim. Yeni şarkılarla en kısa zamanda tekrar buluşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Nuri Kara’ya bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Geçmişin Gölgesi”ni tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.












Yorum Ekle