Röportajlar

İlk teklisi “Sıcak”ı dinleyicilerle buluşturan Begüm Dabanlıoğlu ile bir röportaj…

Sanatın pek çok alanından eğitiminden gelen bir isim olan Begüm Dabanlıoğlu, zaman içerisinde aldığı eğitimler ve tecrübeler doğrultusunda yerleştiği İngiltere’de başarılı çalışmalara imza atmaya devam ederken kendi eseri ilk teklisi “Sıcak”ı geçtiğimiz haftalarda Messy Records etiketiyle dinleyicilerle buluşturdu. Dabanlıoğlu ile Bi’Kuble için müzik yolculuğunu, ilk teklisini, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk. 

Öncelikle “Sıcak”a kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bu bağlamda hem Türkiye’de hem de Londra’daki müziksel eğitim ve tecrübeleriniz size müziksel anlamda neler kattı?

-Müzik yolculuğum aslında oldukça uzun. Kendimi bildim bileli sahnedeyim. Çocukluğumdan beri tiyatro, dans ve müzik alanlarında eğitimler aldım. Müziğe 11 yaşında gitarla başladım; ancak vokal de en başından beri hayatımın içindeydi. Liseden itibaren profesyonel olarak sahne almaya başladım. Yıllar içerisinde birçok farklı grup ve projede yer aldım. Rock, metal, pop, caz, etnik müzik ve dünya müziği gibi çok farklı tarzda lead vokallik yaptım. Cover gruplarında da, kendi özgün bestelerimizi yaptığımız projelerde de yer aldım. Birçok sahne ve festival deneyimim oldu. Şan ve solfej eğitimlerimi Ankara Genç Filarmoni Orkestrası ve Çok Sesli Korosu’nda tamamladım. Sonrasında üç yıl boyunca aynı yapı altında alto koro şefliği yaptım. Mozart başta olmak üzere klasik eserler çalışırken, klasik armonileri Türk müziğiyle bir araya getirdiğimiz çalışmalar da yaptık. Benim için hem çok öğretici hem de çok keyifli bir dönemdi. Üniversiteden mezun olduktan sonra Londra’ya geldim ve müzik kariyerime burada devam etme kararı aldım. Londra, müzikal anlamda benim için bambaşka bir seviyeyi deneyimleme fırsatı sundu. Özel şan derslerinin yanı sıra Royal Academy of Music’te müzikal tiyatro ve gospel gibi farklı disiplinlerde eğitimler aldım. Müziğin çok farklı alanlarını deneyimlemek bana geniş bir perspektif kazandırdı. Müziğe daha evrensel ve geniş bir çerçeveden bakmayı, farklı türlerden beslenmeyi öğrendim. Aynı zamanda kendi sesimi bulmamda ve müzikte ne yapmak istediğime karar vermemde de çok önemli bir rol oynadı.

Bir tekli yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda ilk tekliniz “Sıcak”ın oluşum süreci nasıl gelişti? Şarkıyı birlikte yaptığınız ve düzenlemenizi, Messy Records olarak yapımınızı da üstlenen Çağrı Pamukçu ile yollarınız nasıl kesişti?

-Çağrı’yla yollarımız 2019 yılında Londra’da kesişti. Bir proje kapsamında Türkçe müzik yapacak üç kişilik bir ekip kurmam istenmişti. Çağrı gitar için yapılan seçmelere geldi ve böylece birlikte çalışmaya başladık. Çağrı’nın hem karakterini hem de müziğini çok sevdim. Çok kısa bir süre içerisinde kardeş gibi olduk ve bugün de İngiltere’deki ailem diyebileceğim insanlardan biri. “Sıcak”ı yayınlama kararımda da en büyük paylardan biri ona ait. 2020’den sonra pandemi ve anneliğin getirdiği sorumluluklar nedeniyle müziği bir süreliğine hayatımda geri plana atmak zorunda kaldım. Bu durum beni mental olarak da oldukça zorlayıcı bir döneme sürükledi. 2024 yılında yine Çağrı’nın bana uzattığı bir elle yeniden stüdyoya girdik. Ne olacağını gerçekten bilmeden başladığımız bir çalışmaydı. İlk stüdyo seansımızda, tek bir seansta “Sıcak” ortaya çıktı. Şarkıyı bitirdiğimizde ikimiz de “Bu nasıl çıktı?” diye şaşırdık ve süreçten inanılmaz keyif aldık. Benim için o gün çok önemliydi. Stüdyodan çıktıktan sonra, yıllar sonra ilk defa kendimi yeniden Begüm gibi hissettim ve “Ben bunu yapmalıyım” dedim. O gün, müziğin hayatımda yeniden olması gerektiğini anladım. O yüzden “Sıcak” benim için sadece ilk teklim değil. Aynı zamanda zor bir dönemden çıkışımın, yeniden ayağa kalkışımın ve kendime dönüşümün en somut kanıtı.

Sıcak ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

-“Sıcak” ile ilgili çok güzel geri dönüşler aldım. Sıcak, aslında annelikten sonra değişen hayatımın üzerindeki etkilerini anlattığım bir şarkı. Fakat şarkı yayınlandıktan sonra fark ettim ki anlattığı duygular sadece anne babalara ait değil. Şarkının içinde, içinde bulunduğumuz hayatın koşuşturmacası, bize dayattığı sorumluluklar, yetişememe ve yeterli olamama hissi var. Bu nedenle çocuk sahibi olmayan insanlardan da “Ben de tam olarak böyle hissediyorum” şeklinde çok fazla geri dönüş aldım. Bence “Sıcak”ın en güçlü taraflarından biri de bu. Hepimize mükemmel gösterilen hayatların altında aslında nasıl ezilebildiğimizi, ne kadar yorulabildiğimizi ve bazen bunları konuşmaya ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu samimi bir şekilde anlatıyor. Şarkıda oğullarım Atlas ve Ada’nın seslerinin ve konuşmalarının olduğu bir bölüm de var. Bu kısmı şarkının orjinalinde kullanıp kullanmama konusunda çok kararsız kalmıştık. Fakat şarkının bütününe baktığımızda oraya gerçekten çok güzel oturduğunu düşündük. O bölüm de dinleyicilerden ayrıca çok güzel tepkiler aldı. Hatta “Benim de kafamın içi böyle anlamsız bağırışlarla dolu” diyen çok insan oldu. Bu da şarkının insanlarda ne kadar kişisel bir karşılık bulduğunu gösterdi.

Klibi yöneten Poyraz Şaroğlu ile yollarınız nasıl kesişti? Klibin oluşum süreci nasıl gelişti? Klip ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

-Poyraz, çok başarılı bir videograf ve yönetmen. Türkiye’de ve globalde çok önemli isimlerle çalışmış, çok başarılı bir yönetmen olmasının yanında aslında çok da iyi bir davulcu. Ben onu ilk olarak müzisyen olarak tanıdım. 2019 yılında müzik grubunu kurarken Poyraz davul seçmelerine geldi. Aynı gün Çağrı da gitar seçmeleri için gelmişti; hatta birlikte geldiler. Daha önce başka müzisyenlerle deneme almıştım ve sonra da başkalarıyla görüşecektim ama onlar geldiğinde birkaç dakika içerisinde kararımı vermiştim. Hem müzikal anlamda hem de karakter olarak çok iyi anlaştık. Daha sonra grubumuzun adını da “Deer Trio” koyduk. “Deer” İngilizce’de geyik demek; çünkü o kadar çok geyik yapıyorduk ki provaların bazıları müzik yapmaktan çok gülmekle geçiyordu. Poyraz ve Çağrı’yla hayatımın 2019’da kesişmesi benim için gerçekten büyük bir şans. Başka bir ülkede yaşayan biri olarak güvenebileceğiniz, gözünüz kapalı sırtınızı yaslayabileceğiniz insanlar bulmak kolay değil. İkisi de benim için artık müzikal ortaklıktan çok daha fazlası; ailem gibiler. “Sıcak”ın ilk demosunu 2024’te yaptığımızda Poyraz’a dinletir dinletmez “Bu şarkıyı çıkarıyorsunuz ve klibini çekiyoruz” dedi. Şarkının yayınlanması yaklaşık iki yıl sürdü. Bu süreçte defalarca stüdyoya girdik, şarkı üzerinde çok çalıştık ve klip için de uzun süre farklı fikirler konuştuk. Fakat “Sıcak” beklediğimizden farklı bir zamanda çıktığında, Poyraz’ın Türkiye’deki işleri ve benim İngiltere’de yaşamam nedeniyle klibi birlikte çekmemiz mümkün görünmüyordu. Tam da bu noktada Poyraz elindeki imkânları bana açarak “Gel, klibi burada çekelim” dedi. Böylece bir anda çok kısa bir süre içerisinde bütün hazırlıkları tamamlayıp Türkiye’de çekmeye karar verdik. Klibin senaryosunu yazmam, karakterleri, sahneleri, kostümleri ve prop listesini çıkarmam yaklaşık 45 dakika sürdü. Ardından çekim için Türkiye’ye gitmeden önce bütün hazırlıkları tamamlamak için sadece beş günüm vardı. Bütün kostümleri ve propları bu beş gün içerisinde tek başıma hazırladım, valizimi doldurup Türkiye’ye gittim. Gerçekten çok yoğun ama bir o kadar da heyecanlı bir süreçti. Sonrasında Poyraz ve harika ekibimizle birlikte çekimi gerçekleştirdik. Çok kısa bir sürede, oldukça kısıtlı imkânlarla ama herkesin inanılmaz özverisiyle ortaya beklediğimizin çok ötesinde bir iş çıktı. Klibin özellikle oyunculuk tarafıyla ilgili çok güzel geri dönüşler aldım. Benim zaten bir oyunculuk geçmişim var ve bunu klipte kullanmak istedim. Şarkı bir hikâye anlattığı için karakterlerin ve oyunculuğun önemli olduğunu düşündüm. Özellikle mutfakta hamur yoğuran gergin ablamız izleyiciler tarafından çok sevildi.

Kendi yaptığınız müziği nasıl tanımlarsınız?

-Müziğimi bir janraya oturtmam gerekirse alternatif pop veya indie pop olarak tanımlayabilirim. Fakat benim için müziğin türünden çok anlattığı hikâye ve dinleyicide bıraktığı his önemli. Hikâye anlatmayı çok seviyorum. Bir şarkı ne anlatıyor, ne hissettiriyor ve insanda nasıl bir karşılık yaratıyor; üzerinde en çok durduğum noktalar bunlar. Müziğimde modern ve retro unsurları bir araya getirmeyi, iyi bir groove yakalamayı ve dinleyiciyi zaman zaman şaşırtmayı seviyorum. İnsanlarda “relatable”, yani kendilerinden bir şey bulabilecekleri bir etki yaratmasını istiyorum. Farklı tarzları deneyimlemeyi de seviyorum. Bu yüzden kendimi tek bir janrayla sınırlamak istemiyorum. Bir sonraki teklim daha elektronik olabilir ya da içerisinde daha fazla Türk müziği unsuru barındırabilir. Ama bütün bunların ortak noktasının hikâye anlatıcılığı olduğunu söyleyebilirim.

Ayrıca İngiltere’de yaşayan bir Türk müzisyen olarak oradaki müziksel ortamı kendi açınızdan nasıl tanımlarsınız?

-İngiltere, özellikle Londra, çok kültürlü ve farklı müzik türlerine oldukça açık bir yer. Bir müzisyenin farklı janralarda üretim yapması burada çok normal karşılanıyor. Tek bir kalıba sokulmaya çalışılmıyorsunuz. Ben de kendi müziğimde bunu hedefliyorum. Buradaki canlı müzik kültürü özellikle çok güçlü ve bu bir müzisyen için çok büyük bir fırsat. Çünkü müzisyenin sahnede gelişmesi gerekiyor ve burada bunun için çok fazla imkân var. Open mic (açık mikrofon) kültürünü de bu açıdan çok değerli buluyorum. Hiç sahne deneyimi olmayan bir müzikseverin bile sahneye çıkıp kendisini deneyebilmesi, müzik yolculuğuna devam edip etmek istemediğini görebilmesi çok güzel bir imkân. Türkiye’den farklı olarak, burada müzisyenin kendi kimliğini ve özgün sound’unu oluşturması için daha fazla alan olduğunu hissediyorum. Fakat bir yandan da Londra çok rekabetçi. Çünkü inanılmaz sayıda yetenekli müzisyen var ve burada görünür olmak hiç kolay değil. Türk bir müzisyen olarak bunun bana kattığı en güzel şeylerden biri, Türk müziğinden gelen ve otantik olan taraflarımı korurken aynı zamanda farklı kültürlerden beslenebilmek. Bunu büyük bir avantaj olarak görüyorum. Türkçe müzik yapıyorum ama kendimi sadece Türk müziği yapan bir sanatçı olarak konumlandırmıyorum. Müziğe daha uluslararası bir perspektiften yaklaşıyorum. Londra bana müziğin sınırlarının yalnızca janralardan veya dilden ibaret olmadığını öğretti diyebilirim.

Sıcak’tan sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?

-Tabii ki var. “Sıcak” benim için bir başlangıç. Şarkıyı yazdıktan sonra da çalışmalarımıza devam ettik ve hâlâ ediyoruz. Şu anda farklı müzisyenlerle birlikte yürüttüğümüz projeler ve yeni tekli hazırlıklarımız var. Çok güzel şeyler geliyor. “Sıcak”la birlikte kendi hikâyelerimi anlatmaya karar verdim. Bu şarkı, anlatmak istediğim ilk hikâyeydi. Ama anlatacak daha çok hikâyem var.

Begüm Dabanlıoğlu’na bu güzel röportaj için teşekkür ederim. “Sıcak”ı tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.