Bağımsız Sahne köşesinin yüz kırk yedinci konuğu, çocuk yaştan beri müziğin eğitiminden gelen, dinleyicilerin Kreşendo’nun Benim Şehrim Benim Sesim projesiyle de tanıdığı ve solo kariyerine başlayıp kendi eseri ilk teklisi “Oyuncak”ı dinleyicilerle buluşturan Alaska oldu. Alaska (Deniz Benzetsel) ile Bi’Kuble için, müzik yolculuğunu, teklisini, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Öncelikle “Oyuncak”a kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bu bağlamda konservatuvar eğitiminiz size müziksel anlamda neler kattı?
-Müzik yolculuğum 8 yaşında piyano eğitimiyle başladı, ardından konservatuvarda çello enstrümanına geçtim ve 13 yıl boyunca bu enstrümanda kendimi geliştirdim. Konservatuvarın bana kazandırdığı ve benden götürdüğü birçok şey var. Kattığı en büyük şey müziğin temelini içselleştirmiş olmam. Ancak psikolojik açıdan zorlayıcı yönleri var; her konservatuvar öğrencisinden duyabileceğiniz türden baskılar… Yine de aldığım eğitimin beni müzikal anlamda birçok müzisyenden farklı kıldığını söyleyebilirim. Mezun olduktan sonra şarkı söylemeye olan tutkumun farkına vardım ve bu dönemde Nesin İstasyon’un bir projesi sayesinde Randy Esen’den vokal mentorluğu alma şansı buldum. Şarkı yazma ve söyleme tutkum netleştikçe kariyerimi bu doğrultuda şekillendirmeye başladım. Oyuncak, bağımsız olarak yayımladığım ilk şarkı oldu ama sırada bekleyen birçok şarkım var!

Sizi çoğu dinleyicinin tanımasına vesile olan Kreşendo’nun Benim Şehrim Benim Sesim projesine katılma süreciniz nasıl gelişti? Buradaki tecrübelerinizi nasıl özetlersiniz? Proje kapsamındaki şarkınız Fanus’un oluşum süreci nasıl gelişti? Bu bağlamda hem ortam seslerini kaydedip hem de kendi müzik prodüksiyonunuzu yapmak sizin için nasıl bir duygu oldu? Fanus ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Projeyi bana bir arkadaşım önerdi ve son teslim tarihine saatler kala, uçak yolculuğum sırasında başvurumu tamamladım. Seçildiğim ve sektöre bu harika kadınların desteğiyle ilk adımı attığım için çok mutluyum. Edindiğim tecrübelerin yanı sıra, proje içindeki insanları tanımak, dost olmak, birlikte müzik yapmak, yazdıklarımızı kolektif olarak çalmak hatırladıkça beni heyecanlandıran anılar. Bu projeyi çok değerli buluyorum. Fanus’u yazmak için eski evime, Ankara’ya döndüm ve orada hissettiklerimi tekrar keşfetmeye çalıştım. Başlangıçta şehre karşı öfkeliydim, belgeselde de bu çok hissediliyor. Tabii Ankara’ya mektubumu yazdıktan sonra bu his soğuyarak yerini sevgilerime bıraktı, neredeyse rahatladım! Ortam seslerini kaydetme sürecimde işler biraz amacından saptı. Kayıt için dışarı çıktığımda, kendimi yıllardır gitmediğim eski okulumun yeni binasında; Hacettepe Konservatuvarı’nda buldum ve koridorlarda enstrüman çalışan öğrencileri kaydettim. Kafamda onlardan yaptığım bir prodüksiyon vardı ki; sonrasında henüz bunu yapacak teknik yeterliliğe sahip olmadığım ortaya çıktı. Bu yüzden kaydettiğim sesleri kullanmak yerine internetten bulduğum sample’larla derdini anlatan bir soundscape yaratmayı tercih ettim. Hayal ettiğim sound’u yakalayamamış olsam da, bu haliyle çocukluğumdan bugüne hissettiklerimi bütün olarak daha iyi yansıttığını düşünüyorum. Prodüksiyon süreci ise benim için bir keşifti. Müzisyen olarak çok ihtiyacım olan bir şeymiş, zihnimde duyduklarımı müziğime aktarabilmemi sağlıyor. Bir DAW öğrenmek çetrefilli bir süreç fakat bir oyun alanına dönüştürdüğünüzde aşırı eğlenceli olabiliyor. Sanırım en çok mükemmeliyetçi yanım beni zorladı ama her şeye rağmen şarkıyı tamamlayıp paylaşmak bana çok şey kattı. Aldığım geri dönüşler çok pozitif ve bu beni çok mutlu ediyor. Kime nasıl hissettireceğini bilemiyorsun ve bunlar beni şarkıya daha çok bağlıyor.
Bir tekli yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda Oyuncak’ın oluşum süreci nasıl gelişti? Düzenlemeyi üstlenen Berkay Ilgar ile yollarınız nasıl kesişti?
-Fanus’un çıkmasının ardından bu yolda devam etmek istediğimi anladım. O zamandan beri şarkı yazıyorum ve Oyuncak aralarından şanslı olan oldu! Hislerimin yoğun olduğu bir gece ukulelemle sohbetlerim arasında kağıda döküldü. Bu şarkıyı yayınlamak kendimle bir mücadelemdi çünkü bu duygularını herkese açmak gibi, kolay değil; ve ben yine de hamlığını korumak istiyordum. Mix, mastering ve kapak tamamlandıktan sonra şarkıyı çıkarmaktan vazgeçmek üzereydim! Bu noktada Berkay çok yanımda oldu, beni cesaretlendirdi ve şarkıyı çıkarmamı sağladı. Onunla, Benim Şehrim Benim Sesim projesinden tanıyıp bayıldığım arkadaşım İrem (Mabastet) aracılığıyla tanıştım ve demomu dinletme fırsatı buldum. Çalışma tarzlarımız uyuştu ve çok güzel bir enerji yakaladık. Hatta Oyuncak sessionları sırasında tesadüfen onun albümüne bir şarkı kaydettiğimi de buradan duyurabilirim…
Oyuncak ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?
-Harika! Böyle olmasını beklemediğimi söylemeliyim. Hala bir öğrenme sürecindeyim ve denerken kazandığım başarılar beni inanılmaz motive ediyor. Tanımadığım insanlar müziğimi özgün bulduklarını, yeni şarkılarımı beklerken heyecanlandıklarını söylüyor. Bunların beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam!
Öte yandan müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturuyorsunuz. Müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturmak size müziğinizi sunmak adına özgür bir alan sağlıyor mu?
-Özgür olmadığım yerde özgün müzik yapamayacağımı düşünüyorum. Bağımsız olmanın zorlayıcı yanları var tabii; bütçe, kaynak eksikliği ve her şeyi kendin yaparken burnout olmak… Ama bununla başa çıkmayı öğreniyorum. Arkadaşlarımdan destek almayı, yaratıcı çözümler üretmeyi ve farklı yollar keşfetmeyi öğrendim. Biraz bağımsız bir kişiliğe de sahibim sanırım ve bunu tercih etmekten memnunum.
Kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?
-Şu an için, elektronik altyapıların akustik enstrümanlarla buluştuğu, alternatif, indie, chillwave türlerini yaylı tınılarla buluştuğum biraz karanlık, biraz atmosferik bir dünya olarak tanımlayabilirim. Ama tek bir kalıba sığamıyorum. Gelecekte farklı janralarla oynadığımı göreceksiniz, yeni şeyler denemeyi seviyorum.
Oyuncak’tan sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?
-Kesinlikle! Elimde 4-5 demo var ama hangisine nasıl bir yön vereceğime karar vermiş değilim. Sabırlı olmayı ve zaman içinde her şeyin kendi kabuğundan çıktığını öğrendim. Kendimi zorlamıyorum ama disiplinimi de korumaya çalışıyorum. Şimdilik şunu söyleyebilirim: yakında sesimi Ilgar x Oransal albümünde duyacaksınız!
Alaska’ya bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Oyuncak”ı tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.












Yorum Ekle