Röportajlar

Bağımsız Sahne #15 : İlk teklisi “İstanbul”u dinleyicilerle buluşturan Mihrap Eskiocak ile bir röportaj…

Bağımsız Sahne köşesinin on beşinci konuğu, müziğin eğitiminden gelen ve uzun yıllardır müziğin içinde olan, sahne performanslarını takip eden süreçte internet sayfasında yayınladığı cover çalışmalarla; özellikle Antakya’lı oluşundan dolayı hakim olduğu Arapça yorumlarıyla da beğeni kazanan, kendi eseri olan ilk teklisi “İstanbul”u bağımsız olarak yayınlayan Mihrap Eskiocak. Halen müzik öğretmenliğine devam eden Eskiocak ile Bi’Kuble için, müzik yolculuğunu, teklisini, aldığı geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Öncelikle internetteki cover çalışmalarınızla tanıdık sizi, İstanbul’a kadar olan müzik yolculuğunuzda neler yaptınız? Bu bağlamda internet üzerinden cover çalışmalarınızı yayınlamaya nasıl karar karar verdiniz? 

-1998 yılında Antakya’da bir müzik grubuyla beraber başladım şarkı söylemeye. Uludağ Üniversitesi Müzik Öğretmenliği bölümüne girince şarkı söylemeyi bıraktım. Öğretmenlik mesleğine başlayınca yeniden şarkı söylemeye başladım. İstanbul’a gelişimle beraber Üçdeniz Müzik Topluluğu ile tanıştım. Onlarla konserlerde Arapça şarkılar söylüyordum.  İstanbul’da çeşitli mekanlarda şarkı söylemeye başladım. Cover yayınlamaya ise 2016’da karar verdim. İki üç yıldır da beste yapıyorum.

Konservatuvar eğitiminiz size müziksel anlamda neler kattı?

-Şan dersi almak için İstanbul Üniversitesi’nin Müzikal Oyunculuk sınavlarına girdim ve kazandım. Burada zaten ilgi alanım olan müzikal şarkılarını söyleyerek sesimi tanımaya çalıştım. Duygunu kaybetmeden nefesinin bedeninin farkında olarak şarkı söylemek oldukça zordur. Sesimi kullanma biçimim şan eğitimi almadan evvel nispeten yanlıştı. Şu an tam olarak doğruyu bulmuş olduğumu söyleyemem ama eskisinden daha iyi şarkı söylüyorsam eğer bunu şan derslerine borçluyum. 

Profesyonel bir tekli çıkartmaya nasıl karar verdiniz ve bu bağlamda İstanbul’un oluşum süreci nasıl gelişti?

-“İstanbul” 2018 yılında yaptığım bir besteydi. Sanırım düştüğüm ve toparlanmam gerektiğini hissetiğim bir andı. Umut olsun diye kendime söyledim en önce. Beste beğenilince söylemesi yakışacak birilerine vermeyi düşündüm. Zaman içinde kendim söylemeye karar verdim. Çok eski müzisyen arkadaşım Veys Çolak’ın şarkıyı dinlemesinden sonra süreç hızlandı. Şarkıyı kaydetme ve bağımsız olarak yayınlama fikri arkadaşlarımın beni harekete geçirmesiyle oldu.

Düzenlemenizi yapan ile Anıl Çifter ile yollarınız nasıl kesişti?

-Jinxx Productioan da Anıl Çifter ile tanıştık. Veys Çolak ile şarkıyı orada kaydettik. Şarkının düzenlemesini Veys ile beraber Anıl Çifter yaptı. Şarkının böylece ilk halinden eser kalmadı! Düzenleme önemli bir ayrıntı, düzenleyecek müzisyene şarkınızı teslim ederken müzisyenin nasıl bir şey ortaya çıkması gerektiğini analiz edebilmesi önemli. Anıl Çifter, “İstanbul” şarkısını, bence olması gerektiği gibi; yani “İstanbul” gibi yaptı…

Teklinizde size usta bir müzisyen kadrosu eşlik ediyor. Bu kadronun bir araya gelişi nasıl gelişti?

-Kayıtları yapmak için Anıl Çifter’in stüdyosunu kullandık ( Jinxx Production). Şarkının baslarını çalıp mix ve düzenlemesini yapan Anıl Çifter, saksafonu çalan Coşkun Ekşi, mastering çalışmasını yapan Barış Büyük ile tanışmama vesile olan Veys Çolak’la on yılın üzerinde bir arkadaşlığımız var. Veys gitarları çalıp aranjesine katkı sağlamıştır. Üçdeniz Müzik Topluluğu’nda 2009-2014 arasında beraber müzik yaptığım Ebru Ayarcı da perküsyonları çaldı.

İstanbul ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

-Beklentim üstünde güzel tepkiler aldım. Antakya’da gerçekleşen Evvel Temmuz Festivali’nde online olarak yayınlandı. Sosyal medyada oldukça paylaşıldı. Hala paylaşılmaya devam ediliyor. Radyolar destek amaçlı çaldı. Tüm bunlar reklamsız oldu. Biraz da şarkı kendi kaderini yaşasın diye bir süre değmeden izlemek keyifli.

İstanbul’u bağımsız olarak yayınladınız. Bu bağlamda bu durum size özgür bir alan sağlıyor mu?

-Evet…

Müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturmanın sizce bir müzik firması aracılığıyla buluşturmak arasındaki farkı nedir?

-Yapım şirketlerinin müzik üreticisini kısıtlayabildiğini biliyoruz. Öte yandan şarkının geniş bir kitleye duyurulmasına yardımcı olan da yapım şirketidir. Bu, müzisyen için elbette çok önemli. Şirket kazandırırken kazanmak da istiyor doğal olarak. Özelllikle Türkiye’de kazandıran müzik biçimi değişim gösteriyor sürekli. Buna denk gelebilmek için paralel şekilde sürekli değişmek gerekir. Bu da tam olarak müzik karakterini tanımlamaya ve tanıtmaya çalışan biri için oldukça zorlayıcı bir yol. İşte bu paradokstan ötürü, beklentiye cevap vermeye çalışırken esas yapacaklarımdan uzaklaşabilirim kaygısıyla, bağımsız olarak yayınlamak istedim…

Kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

-Kendi müziğimi var olan tanımların birkaçına yakın buluyorum. “İstanbul”u tek başına değerlendirisek etnik ezgilerden olıuşan Alaturka Pop diyebilirim. Ama bu bilgi, benim yapacağım müziği tanımlamak için eksik olur. Diğer şarkılarım farklı çünkü. Hemen sonra çıkacak olan şarkım jazz-blues etkileri altında. Sonra gelecek şarkı pop müziğe yakın. Arapça şarkılarım da var sırada bekleyen. O şarkılara da etnik demek yetersiz. Tüm bunlar söylemeyi ve yapmayı sevdiğim türler.

İstanbul’dan sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?

-İstanbul’u yayınlamadan önce bestelediğim “Çok Da Şeyapmamak Lazım” (Yeldeğirmeni) şarkısı var sırada. Eylül ayı içinde yayınlamayı düşünüyorum. Geçen ay bestelediğim “Bu Sayılmasa” adlı şarkıyı da 2020 yılı bitmeden yayınlamayı planlıyorum.

Mihrap Eskiocak’a bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “İstanbul”u tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.