Röportajlar

Bağımsız Sahne #56 : Pusula ile bir röportaj…

Bağımsız Sahne köşesinin elli altıncı konuğu, farklı sektörlerin bireyleri olmalarının yanı sıra içlerindeki müzik aşkını taze tutan beş arkadaştan oluşan, 13 yılı geride bırakan Muğla / Milas’lı rock grubu Pusula…  En son ikinci teklileri “Rüya”yı akustik bir versiyon ile dinleyicilerle buluşturan Pusula ile Bi’Kuble için, müzik yolculuklarını, teklilerini, aldıkları geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Öncelikle yollarınız nasıl kesişti ve Pusula grubunun oluşum süreci nasıl gelişti?

Mehmet Ali Akın (vokal): Grubun vokaliyim. Şu an gayrimenkul sektöründe çalışmaktayım. Ergenlik yıllarından beri sosyal aktivite olarak müzik yapmakta iken, 2008 yılında grubun kurulmasıyla, bu severek yaptığım hobimi profesyonel olarak yaparak bugüne hep birlikte sahne almaktayız. 

Yunus Emre Tokmak (piyano ve vokal): Mesleğim Harita Mühendisliği ve aktif olarak da çalışmaktayım. Pusula’ya 2010 yılında bir arkadaş vesilesiyle dahil oldum. O yıldan beri hep birlikte keyifle sahne almaktayız.

Özgür Şirin (davul): Su ürünleri mühendisiyim, şu an Mehmet Ali ile birlikte gayrimenkul sektöründe faaliyetteyim. Kuruluşundan bugüne grupta davul çalmaktayım. Grubun isim babasıyım. 

Mustafa Ülke (bas gitar): Milas’ta su ürünleri sektöründe bir firmada Dalış Amiri olarak çalışmaktayım. Gruba 2008 yılında katıldım, o günden beri hep birlikteyiz. 

Selim Korkmaz (gitar): Asıl işim turizm. Gruba 2010 yılında katıldım, o günden beri ekiple elektro gitar çalmaktayım. 

Mehmet Ali Akın : Ben ve grubun eski iki üyesi Serhan ve Poyraz 2008 yılında Milas’ta bir mekanda canlı müzik yaparlarken bas gitarist ve baterist ihtiyacı doğması üzerine Mustafa ve Özgür’e ulaştık ve kendilerini gelip “Tanışalım!” diyerek sahne aldığımız mekana davet ettik. Sahne arasında tanıştık ve 3 kişi ara verdiğimiz sahneye 5 kişi olarak devam ettik. Daha sonra bu müzik yolculuğunda 2010 yılında Yunus Emre ve Selim’in dahil olması ve Serhan ve Poyraz’ın ayrılmasıyla, grubun bugünkü hali ortaya çıktı…

Bir EP yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda “Gel”in oluşum süreci nasıl gelişti? Gel ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

Yunus Emre Tokmak : Ekip şimdiki kadrosu ile bir yandan canlı performanslarımız devam ederken diğer yandan kendi şarkılarımızı yapmaya başlamıştık. Oldukça fazla şarkı birikmişti ancak bunlar sadece eskiz defterlerinde kalıyordu. Şarkıları çıkarmak için birçok yol denedik ancak yapım firmaları özellikle bizim gibi bu işin merkezinden uzak kişiler ile pek çalışmak istemiyorlar idi. Bir yandan haricen profesyonel meslek hayatlarımızı da devam ettirmemizin bir etkisi var tabii bu konuya. Sonrasında bu konuda pek bir yol alamayacağımıza karar verdik ve bağımsız çıkarmaya karar verdik. Şarkıların prodüksiyonlarını tamamlayıp yayına aldık. Gel aslında biraz sessiz sedasız çıktı. Hatta o dönem Bodrum Rock Festivali ile aynı hafta içerisinde çıkmıştı. Bizi yıllardır bar ve meydanlarda canlı performanslarımızı dinleyenler için oldukça şaşırtıcı oldu. Karşılarına beklemedikleri bir anda kendi şarkılarımızla da çıkmış olduk. Bu manada kemik kitlemizden oldukça güzel geri dönüşler aldık. Bu da tabi bizi kendi şarkılarımıza biraz daha ağırlık vermemiz gerektiği konusuda oldukça ikna edici oldu. 

İkinci çalışmanız “Rüya” oldu. Teklinin oluşum süreci nasıl gelişti, Kırksekiz Yapım ile yollarınız nasıl kesişti? Tekliniz ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

Yunus Emre Tokmak : Gel’i bağımsız olarak çıkardıktan sonra yeni şarkı adaylarından öne çıkan hem sound hem de Pusula’nın genel hikayesine uygun olması sebebiyle Rüya oldu. Şarkıyı tamamlayıp o dönem sektörden yakın bir arkadaşımıza dinlettiğimizde tarz itibariyle yakın hissettiği bizi Kırksekiz Müzik Yapım’dan Aras Kutay ile tanıştırdı. Aras ile frekanslarımız uyuştu ve şarkıyı Kırksekiz Müzik Yapım’dan çıkarmış olduk. Bir önceki çalışmada hiçbir şarkıya klip çekmemiştik. Rüya’nın bir klibe ihtiyacı olduğunu düşündük ve klip için çalışmalara başladık. Onur Medya ve Emre Özsoy ile birlikte güzel bir hikaye anlattık klipte. Rüya’ya dönüşler de oldukça iyi oldu. Etrafımızda birçok insan oldukça fazla destek verdi. Şarkının ulusal basında, klibinin de müzik kanallarında yer bulması bizleri çok mutlu etti. Böylece uzunca bir süredir kafamızı kurcalayan “Taşradan da bir şeyler çıkar mı?” sorusunun cevabını almış olduk.

Üçüncü çalışmanız “Son Şarkım” oldu. Teklinin oluşum süreci nasıl gelişti ve nasıl geri dönüşler aldınız?

Mehmet Ali Akın : Son Şarkım’ın hikayesi biraz gariptir. Bir Veli programı sabahı yağmurlu bir sabah eve araçla dönerken kendimi kaza yaparak ölmüş olarak hayal etmemle, yani yolda bir yandan araç kullanırken aklıma geliveren sözleri ve melodiyi kayıt etmemle ortaya çıktı. Daha sonra bu hikayenin taslağının üzerinden hep birlikte geçilmesiyle ve “Bu hikaye, toplumun kanayan bir yarasına farkındalık yaratabilir mi?” düşüncesiyle, Kadın cinayetine doğru evrilmesi suretiyle bir takım değişiklikler yapılmasıyla son haline geldi. Prodüksiyon sürecinin Pandemi dönemine denk gelmesiyle de şarkının yayınlanması süreci epey bir miktar geç kaldı. Nihayet şarkının son hali Kasım 2020 ayında yayınlandı. Şarkının geri dönüşleri ise aslında hepimizin duymak istemeyeceği kadar acı gerçeklere dokunduğumuzu anlamamıza neden oldu. Ağlayarak izleyenler, mesaj atanlar, kendi yaşadıklarını, hayatlarının acı tecrübelerini nasıl bu kadar iyi anlatabildiğimizi, şarkının aslında çok güzel olduğunu beğendiklerini ancak bu şarkının geçmişte intihar teşebbüsünde bulunduğu bir anı anımsatması nedeniyle bir daha kesinlikle dinlemeyeceğini itiraf edenler oldu. Binlerce kere dinlediğini söyleyenlerden bir daha asla dinlemeyeceğini dile getirenlere kadar birçok ruha dokunmuş olduk.

En son “Rüya”nın akustik dinleyicilerle buluşturdunuz. Akustik versiyon yapmaya nasıl karar verdiniz?

Yunus Emre Tokmak : Şarkıların anlattığı hikayeleri oldukça önemsiyoruz ekip olarak. Rüya’nın yazılma süreci tamamen akustik gerçekleşmişti. Fakat o dönemde rock grubu olarak hem kendi sınırlarımızı zorlamak hem de farklı şeyler yapmak istiyorduk. Bu sebeple şarkı ilk olarak rock-elektronik olarak çıktı. Aradan zaman geçince biraz daha bağımsız olarak dinlediğimizde şarkının anlattığı kaçış hikayesinin biraz daha öne çıkmasını istedik. Belki bu salgın sürecinin getirdiği bir ruh hali de olabilir! (gülüyor) Dedik ki “Şarkı biraz özüne ve ilk doğduğu haline geri dönsün!” Olabildiği kadar yalın haliyle anlatmaya çalıştık bu kaçış hikayesini. 

Rüya’nın akustik versiyonu ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız?

Yunus Emre Tokmak : Rüya’nın akustik versiyonun klibini kendi imkanlarımız ile çektik. Rüya’nın klibindeki oyuncu kadrosu ile bu sefer şarkının yazıldığı ana geri dönen bir hikaye yarattık. Bizi sıkı takip edenler klibi de izleyince hikayenin nasıl tamamlandığını anlamış oldular. Böylece şarkı daha çok sevilmiş oldu. Hatta birçok kişi akustik halinin orijinal versiyonundan daha iyi olduğunu dile getirdi. Bu noktada çok ilginç bir şey oldu. Çıktığı dönemde pek dikkat çekmemiş olan “Gel” ve “Hayatının” şarkısı da dinlenmeye başladı. Sorduğumuzda birçok kişi şarkıların anlattığı şeyleri beğendiklerini söylediler. Galiba güzel hikayeler anlattığınızda insanlar er yada geç onun farkına varıp sevebiliyorlar.

Kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız? 

Mehmet Ali Akın : Biz aslında Popüler rock soundunda şarkılar icra etmekteyiz. Sahnede eğlenirken eğlendiren, şarkılarını rock soundunda düzenleyerek performans sergileyen bir grubuz.

Yunus Emre Tokmak : Her ne kadar şuan uzak da olsak sahne bizim olmazsa olmazımız. Ancak şarkılarımızın anlattığı hikaye ve mesajlar da oldukça önemsediğimiz şeyler. Sahnede yer bulabilecek bir sound ile birlikte rock tarzından uzaklaşmadan yeni sesler ile yeni hikayeler anlatmaya çalışıyoruz.

Bununla birlikte müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturuyorsunuz. Bu bağlamda bu durum size özgür bir alan sağlıyor mu? 

Yunus Emre Tokmak : Şarkılarımız sadece kendi içimizden damıtılarak gelip dinleyicimiz ile buluşuyor. Araya bir filtre ya da duvar girmeden sesimizi duyurmak kesinlikle bulunmaz bir nimet. Özellikle yolun başında bu özgür alan işin kendisini ticari kaygıların önünde tutması önemli bir husus. Bu üretirken kendimizi oldukça açık ve rahat hissetmemizi sağlıyor.

Müziğinizi bağımsız olarak dinleyicilerle buluşturmanın sizce bir müzik firması aracılığıyla buluşturmak arasındaki fark nedir? Artıları, eksileri nelerdir?

Mehmet Ali Akın : Müziğimizi bağımsız olarak icra etmemiz çok büyük bir özgürlük. Bu bağımsızlık bizim kendi hissettiğimiz müzikleri dinleyicilerimiz ile buluşturmamızı sağlıyor. Bizim ile dinleyicilerimiz arasında bir başka katalizör olmuş olsaydı, muhtemelen grubun bugünki kimliği olmayabilirdi.  Artıları tabii ki belki bir proje grubu olmadığımız için ve hemen hemen yaptığımız tüm işlerde “Dene, yanıl, tekrar uygula!” sürecini takip ettiğimiz için zor olanı yapıyor gibi görünebiliriz lakin, çok şey öğrenerek ilerliyoruz. Bu gün müzik endüstrisinde gerçekten çok önemli rol modeller ile bire bir iletişim halindeyiz. Bunu sağlayan ise arada bir firmanın veya prodüksiyon şirketinin olmaması diyebiliriz. Eksileri ise, tabii ki zaman kaybı ve sürecin tamamen kendi üzerimizden geçiyor olmasının verdiği yorgunluk. Sonuç derseniz, özgür olmanın değeri elbette paha biçilemez, biz sadece hissettiğimiz müziği yapıyoruz, bize dayatılanı değil…

Rüya’dan sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?

Mehmet Ali Akın :  2017 yılında yayınladığımız Gel EP’miz, takip eden Son Şarkım çalışmamız ve Mart 2021’de yayınladığımız Rüya Akustik çalışmamız,  tabii ki bunların hepsi Pusula’nın müzik yolculuğunun birer parçası. Bu süreç devam ediyor. Öncelikle şu pandemi sürecini bir sağlıcakla atlatalım, önümüzdeki üç yılın yayınlanacak tüm yeni şarkıları bile hazır, hepsi önümüzdeki dönemde yayınlanacak ve insanlara dokunmak için bekleyen projeler olarak bekliyor. 

Yunus Emre Tokmak : Planda bir değişiklik olmazsa Haziran’da yeni bir şarkı çıkarmayı düşünüyoruz. Sizleri çok ilginç bir Bodrum hikayesi ile buluşturacağız…

Pusula’ya bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “Rüya”nın akustik versiyonunu tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.