Röportajlar

İlk teklisi “arkaoda”yı dinleyicilerle buluşturan ikili pavyonberlin ile bir röportaj…

İsmini Türkiye’deki gece hayatının simgeselliklerinden “pavyon” ve elektronik müziğin önemli kalelerinden olan “Berlin” şehrinin birleşmesinden alan; Serkan Erel ve Mete Birgören’den oluşan pavyonberlin, elektronik müzik tınılarını takip eden ilk teklisi “arkaoda”yı geçtiğiniz günlerde BBI Music Co. etiketiyle dinleyicilerle buluşturdu. pavyonberlin ile Bi’Kuble için, müzik yolculuklarını, teklilerini, aldıkları geri dönüşleri ve gelecek çalışmalarını konuştuk.

Öncelikle ikinizin bireysel müzik yolculuğu nasıl başladı? 

Mete Birgören: 3 yaşında piyano çalarak başlamadı ne yazık ki! (gülüyor) Ama o yaşta Madonna şarkıları söylermişim. Abim hatırı sayılır bir metal dinleyicisiydi. Annem ve babam ise Türk Sanat Müziği tutkunlarıydılar. Mutfakta TRT radyo çalar, abimin odasında Bruce Dickinson yanık yanık metal söylerdi. 6 yaşında evdeki Casio orgla bazı parçaların melodilerini çıkarmam, müzikle ilk bilinçli ilişkim olabilir. Babam zaten çocukluğumda kanun ve ud çalıyordu musiki cemiyetlerinde. Biraz onları da denedim. En sonunda lise hazırlık sınıfında gitara başlamam ile müzik vazgeçilmezim oldu diyebiliriz.

Serkan Erel: İlkokul birinci sınıfta tarafıma hediye edilen karışık bir CD ile diyebilirim. İçerisinde Nirvana, Stone Temple Pilots, Clutch, The Sisters of Mercy gibi gruplar vardı. Yolculuk bursada başladı diyebiliriz. İlk enstrüman olarak da mandolin çalarak başladım ardından gitar, bongo, bas ile devam etti. Yeni müzik listeleri hazırlamak en büyük hobimdi o zamanlar çoğunlukla punk, grunge, psychobilly, rockabilly gibi tarzlardan oluşuyordu listelerim. Ardından farklı şeyler duymak adına yenilikçi soundları keşfettim. 16 yaşımda ilk amatör prodüksiyon denemelerimi yaptım o zamandan bu zamana kadar da sürdürmeye çalışıyorum.

İkinizin yolları nasıl kesişti ve pavyonberlin ikilisinin oluşum süreci nasıl gelişti? 

Mete Birgören: 2019 da bir yaz gecesi Kadıköy Bunker’da tanıştığımızı düşünüyorum -ki tam hatırlamıyorum o geceyi!- (gülüyor) Ortak arkadaşlarımızın açtığı ufak samimi bir gece kulübüydü. Orada vakit geçirirken keyifli sohbetlerimiz oldu, yavaş yavaş samimiyet arttı, yaptığımız müzikleri dinlettik birbirimize. Benim açımdan o dönemden itibaren kafamızın ve soundumuzun uyuşabileceğini hissetmiştim. Yakın kafalarda olduğunuzu hissedersiniz ya hani… Ama beraber müzik yapma aşaması zamanla gelişti aslında. Serkan’ın da benim de daha underground elektronik müzik parçalarımız vardı. Hala daha bu projelerimiz devam ediyor hatta. Bunun yanında, Türkçe müzik de yapmak istiyorduk. İkimizin de bu amaç doğrultusunda ilerlemek istediğini anlamamızla üretime başlamamız bir oldu.  Daha sonra pandemi hayatımıza girdi. Yaşananlar her ne kadar üzücü olsa da, bizim için iki albüm dolduracak kadar şarkının temellerini attığımız üretici bir süreç oldu.

Serkan Erel: İlk olarak kişisel projemdeki çıkış parçamın remix’ini Mete üstlendi ve o sırada çalışma disiplinine ve müziğe bakış açısına hayran kaldım. Parçanın mixine bakarken “Beraber de bir şeyler yapalım!”a dönüştü ve dallandı budaklandı. Dedik ki “Türkçe de bir şeyler yapalım!” ve bir anda başladık çok hatırlamıyorum ama o zamandan bu zamana çok parçamız ve farklı zamana yaydığımız projelerimiz var. Umarım gerçekleştiririz.

Bir tekli yayınlamaya nasıl karar verdiniz? Bu bağlamda “arkaoda”nın oluşum süreci nasıl gelişti? 

Mete Birgören: Aslında hayalimizde en az yedi-sekiz parçalık bir albüm yapmak vardı. Ama onu yaratmak çok zaman alacaktı. O yüzden ilk hazırladığımız parçayı yayınlayıp maceraya başlamak istedik diyebiliriz. “arkaoda” bir ıslık melodisiyle başladı. Türkçe müzik yapmak istediğimizi birbirimize söylediğimizde beraber beste çalışmalarına başlamış bulunmuştuk. Evde ilk bestemizi yapmaya çalışırken, gitarla bazı akorlar çalarken şarkının synth melodisi bir ıslıkla geldi. Sonra sözleri yazmaya koyulduk, içinde bulunduğumuz pandemi şartlarının sıkıcı durumdan kurtulmamızı anlatmaya çalışıyorduk aslında. Ama bunu; çok gittiğimiz bir mekanın (Kadıköy arkaoda) artık bize sıkıcı gelmesi üzerinden anlatarak yaptık. Metafor olarak… -açık olsa da gidebilsek keşke!- Dönüp dolaşıp aynı şeyleri yaşamaktan, bir döngü içinde dönüp durmaktan sıkılmışlığı anlatmaya çalıştık aslında bu parçada.

Serkan Erel. “arkaoda” Sevdiğimiz bir mekan ve hep tanıdığımız insanları gördüğümüz bir yer aslında bu durum bazen takdir edersiniz ki sıkıcı bir hal de alabiliyor. Bunun hissiyatını aktarmaya çalıştık bu ‘’x’’ bir mekan da olabilir hepimiz yaşıyoruz! (gülüyor) Parçalarımızı yapmadan ilk önce senaryosunu yazıyoruz karakterler yaratıp onların havasına bürünüp o kişi gibi düşünüyoruz. Sound içerisinde de o dramatik yapıyı film kareleri gibi işliyoruz diyebiliriz. Kimi zaman bir serseri ağzından çıkabilecek kelimeler şarkı oluyor. Kimi zaman da iflah olmaz bir romantik ya da farklı bir karakter. Çoklu kişilik bozukluğu yaşıyor parçalarımız galiba. Yeni karakterlerin açılmasını bekliyoruz.

BBI Music Co. ile yollarınız nasıl kesişti? (İkinizden birinden tek cevap yeterli)

pavyonberlin: Hazır olan parçalarımızı yayınlamayı düşündüğümüzde, plak şirketlerini araştırmaya ve parçamızı yayınlamaları için onlara başvurmaya başladık. BirBabaIndie platformunu, duymuştuk, röportajlarına, yazılarına rastlıyorduk bazen. Bağımsız müziğin önemli destekçilerinden olduklarını düşündüğümüz için müziğimizi duymalarını istemiştik. Onlar da “arkaoda” yı sevdiklerini söyleyince ve parçayı yeni oluşumları; BBI Music Co. aracılığıyla insanlara tanıştırmak istediklerini söyleyince, bunun güzel bir işbirliği olabileceğini düşündük.

arkaoda ile ilgili nasıl geri dönüşler aldınız? (İkinizden birer cevap)

Mete Birgören: Parça daha yeni doğdu! (gülüyor) Parça çıkmadan yakın çevremize dinlettiğimizde, arkadaşlar hep çok beğendiklerini söylüyorlardı. Benim de içime sinmesine rağmen, arkadaşlarımın abarttığını düşündüm çoğunlukla… Ama çevremiz dışında gelen ilk yorumlar çok iyi. Dinleyenin bir daha dinlemek istediği bir parça olduğunu duyuyorum hep. Bu gerçekten harika benim için…

Serkan Erel: Hep olumlu yorumlar aldık açıkçası umarım bu şekilde devam eder. Tanımadığımız insanların etkileyici yorumları baya hoşumuza gidiyor umarım güzel bir kitle oluştururuz.

Kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

Mete Birgören: En zor konuya geldik! Elektronik müzik temelli bir indie müzik grubu olduğumuzu söyleyebilirim kısaca. Sound ve tarz konusunda ise çok akışkan olacağımızı söylemem gerekir. Bir parçada funk, disco, blues esintileri duyarken; diğer parçalarda, post punk, techno, house, rüzgarları esebilecek. Bu tam olarak da yapmak istediğimiz bir şey. Bir çok farklı tarzı ve soundu; tek bir konsept içinde sunabilmek bir hayalimiz desek yanlış olmaz. 

Serkan Erel: Füzyonun dibi… Temelinde yatan şeyler synth, indie, post punk desek de mutfaktaki her ürünü kullanmaya çalışıyoruz genre’nın içerisine tıkılıp kalmış gruplardan olmaktansa daha yenilikçi şeyler yapmayı planlıyoruz.

arkaoda’dan sonra yapmayı düşündüğünüz çalışmalar var mı?

Mete Birgören: Tabii ki var, demiştim; hayalimiz aslında bir albümdü. Bunu en geç önümüzdeki yıl gerçekleştirmek istiyoruz. Ama öncesinde birkaç tekli ve EP çıkartmak gibi hedeflerimiz var şimdilik. Bundan sonraki şarkımız “Düşünce”olacak. Steam punk bir Vahşi batı dünyasına alıp götüreceğiz sizleri. Ancak asıl mevzu; yine “düşüncelerimizin” dibinden başka bir yere düşememek.

Serkan Erel: İkinci parçamız “Düşünce”var onu da kısa zamanda insanların beğenisine sunacağız. Çok parçamız var, biraz stoklu gidiyoruz tatmin olana kadar uğraşıyoruz. Uğraştıkça biz de gelişiyoruz yeni şeyler öğreniyoruz her parçada. Bu süreç okul gibi gerçekten öğrencisi olmaktan da epey keyif alıyoruz.

pavyonberlin ikilisine bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. “arkaoda”yı tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz.