Edebiyat

Ludwig Karl Friedrich Detroit ve Galina Grigoryevna Kolesnikova!

Almanya’nın Magdeburg şehrinde 1827 yılında dünyaya gözlerini açan minik Detroit müzik öğretmeni bir baba ile ev hanımı bir annenin evladı olarak yaşamına ilk adımını atmıştı. Aile içerisinde yaşanan huzursuzluklardan dolayı bir Fransız yetimhanesine yerleştirilen Karl annesi ve babası hayattayken bir yetim gibi kimsesiz kalmanın yarattığı bunalım ile içine kapanık bir döneme girer. Yatağının kenarındaki pencereden dışarıyı seyrederken oyun parkının yanındaki süs havuzundan yansıyan Dolunay’dan umut bulan ufaklık odasında bulduğu çarşafları birbirine düğümleyerek bir süredir birlikte yaşadığı yalnızlığı terk ederek, Hamburg Liman’ından bir gemiye miço olarak yola koyulduğunda henüz 12 yaşında idi.

Bir çocuğun hayallerini doldurabilecek güzellikte olan bu sürekli gemi yolculukları ve farklı ülkeler, şehirler görmenin etkisiyle işine sıkı sıkı bağlanmıştır. Ancak tabii ki çalışmak küçük bedenine ve çocukluk düşlerine pek de uygun kaçmadığından, İstanbul’a yapılan bir sefer sırasında Kız Kulesi’nden etkilenerek kendini boğazın serin sularına bırakıp Kız Kulesi’ne kadar yüzmüştür.

Bu dönemde cüzzam hastalarının barındığı Kız Kulesi’nin bekçisi çocuğu kuleye almamıştır. Dönemin dış işleri bakanı konumundaki Sadrazam Ali Paşa’nın kulağına küçük delikanlının hikayesi gelir ve diplomatik kriz yaratmasına rağmen bu topraklara sarılan bir çocuğu evlatlarının arasına yerleştirerek “Mehmed Ali” ismini verir ve  onun bir Osmanlı Paşası olarak yetişmesi için elinden geleni yapar.

Yıllar sonra Magdeburg’a tekrar giden Mehmed Ali Paşa anı defterine bir şiirini yazar ve bu şiir gazetelerde yayımlanarak büyük övgüler alır. Paşa’nın dört kızından Leyla Hanım’ın bir kızı olur, Celile Hanım… Celile Hanım’ın oğlu 12 yıl yattığı hapishaneden çıktığında yanındaki dostları “İlk nereye gitmek, kimi görmek istersin?” diye sorarlar. Hiç tereddüt etmeden Kız Kulesi‘ne doğru yol alırlar.

Yaşanılan dönemde Salacak Sahil’i şu anki doldurma formunu henüz almamış,  denize daha yakın olabileceğiniz bir formda idi. Celile Hanım’ın oğlu Kız Kulesi’nin önünde diz çöker, elini suya daldırır ve birkaç dakika gözlerini ayırmadan Kız Kulesi‘ne bakar.

Yıllar sonra Galina Galya ve birkaç dostu ile bir göl kenarında gezinti esnasında, beklenmedik bir hareket yapar. Galina bunu yıllar boyu anlamlandıramaz.

Dizlerinin üzerine çöken Nazım, elini suya daldırarak ilerideki boşluğa gözlerini kenetlemiş bakıyordu. Memleketinden çok uzakta, vatan hainliği ile suçlanmış iken tekrar yurduna dönüp Kız Kulesi’ni görmesinin imkansızlığının verdiği güçle; fiziksel olarak uzakta bile olsa o an Kız Kulesi’ne birkaç metre bile uzak değildi.

Aramızdan ayrılalı 55 yıl geçmiş olsa da eminim ki Nazım hala Dolunay’ın denizi pirüpak ve bembeyaz ettiği gecelerde Salacak Sahili’nden Şiir Cumhuriyeti’ni seyrediyor.

116. yaş günü çok yaklaşmışken kutlamadan bir öyküyü sonlandırmak yakışık almaz. İyi ki doğdun mücadelenin, sevginin ve vatanın en büyük Süper Kahramanı! -İz‘inden gitmek onurlu ve müşerref hislerin devrimi.

Sedat DEMİRBAŞ

Edebiyata karşı ilgili ve tarih kendisinin fotoğrafını çektiğinde gözleri kapalı çıkmasın diye mütemadiyen araştıran biri.

Yorum Ekle

Yorum Yap